| 19 Aldatmacası/ Müddesir 30-31 |
|
|
|
| Pazar, 18 Eylül 2011 13:29 |
|
Kur’an’ın apaçık bir kitap olduğu onlarca ayette vurgulanmıştır. Biz burada sadece birkaç ayeti örnek vereceğiz. Biz, bu Kur’ân'da, akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde evirip çevirdik; farklı farklı şekillerde açıkladık. Ve bu [açıklamalar], ancak onların nefretini artırmıştır. (İsra, 41) Ramazân ayı ki, Kur’ân, bir kılavuz olarak ve furkândan, yol göstermeden açık açık açıklamalar olarak kendisinde indirilmiştir. (Bakara, 185) Ve andolsun ki Biz, sana açık açık âyetler indirdik. Bunları da hak yoldan çıkanlardan başkası örtüp görmezlikten gelmez. (Bakara, 99) …Kesinlikle Allah, iman etmiş ve sâlihâtı işlemiş kimseleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, size bir öğüt, size Allah'ın açık açık âyetlerini [mucizelerini] okuyan bir elçi indirdi… (Talak, 10-11) Ve ant olsun ki Biz size açık açık bildiren âyetler, sizden önce geçen kişilerden örnekler ve Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için öğütler indirdik. (Nur, 34) Ey insanlar! Kesinlikle Rabbinizden size apaçık bir kanıt geldi. Ve Biz size apaçık/açıklayan bir ışık indirdik. (Nisa, 174) Kur’an’da şifre, kodlama, sayılarla ilgili herhangi bir ima, sayı verip bir şeye işaret etme ya da sayılardan anlam çıkarmaya vesile olacak herhangi bir şey yoktur. Kur’an dümdüz bir şekilde kelimelerle açık açık açıklamalar halinde yazılmıştır. Şimdi Müddesir Suresi’nin 30-31 ayetlerine bakalım: Onun [Sekar'ın] üzerinedir on dokuz. Biz cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. Allah dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, beşer için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir. (Müddesir, 30-31) 31. ayettin çözümlemesini biraz değişik yapacağız. Ayet cümlelerini sırasıyla açıklarsak bu ayetin esas temas ettiği nokta sözdeki sıra nedeniyle parçalanmaktadır. O sebeple önce 31. Ayetin 2. ve 3. cümlelerini açıklıyoruz. “Kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin”. Kitap, okunmak içindir. İçinde gizli saklı bir şey var mı diye aramak için değil. Ayetin bu kısmı Kur’an’ı dosdoğru anlamak için okuyanlardan bahsetmektedir. Onların okuduklarından imanları artmakta ve kuşkuları gitmektedir. Şimdi esas temas etmek istediğimiz noktaya gelelim. 31. Ayettin başında “Biz cehennem yârânını hep melekler yaptık” denmektedir. Cehennem yaranı, “cehennem dostları ya da cehennem arkadaşları” demektir. Ancak cehennem arkadaşlarının yani küfre sapanların “melekler” olması mümkün değildir. İnsanı yoldan çıkaran ve cehennem arkadaşı yapacak olan şey, insanın ham düşünceleri ve zannıdır. Ham düşüncelerin ve zannın insana ne gibi oyunlar oynayacağı bilinmez. Ayetin devamında “Ve sayılarını da, küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık” diyor. Yani ham düşünce ya da zannları ile hareket edenlerin ürettiği şeyler diğer insanlar için bir imtihandan başka bir şey değildir. Ayette koyu ile işaretlediğimiz ikinci bölüm küfre sapanların durumunu anlatıyor; “Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler”. Allah örneklerini kitapta açık açık vermiştir. Burada Allah bir şey örneklemiyor. Bu “cehennem yaranı” ile ilgili bir husus. Ve küfre sapanlar burada bir zann ile “Allah’ın" örneklemede bulunduğunu zannediyor. Kur’an’da şifreler olduğu, kodlamalar olduğu, gizli ayetler olduğu yüzyıllarca söylenegelmiştir ve bugün de söylenmektedir. Her gün gizli ayetlerin açıklandığı kitaplar, şifrelerin ortaya konduğu tv programları eksik olmamaktadır. İşte 19’da tüm bu gizli kapaklı, şifreli, kodlu çalışmaların en meşhur olanıdır. Bu sebeple de bir semboldür. Birçok hesaplamalar yapılarak 19 sayısına ulaşılmaktadır. En küçük örneği ile resmi sırada Kur’an 114 sureden oluşmaktadır ve 114, 19’un 6 katıdır. Alak Suresi sondan 19. Suredir diyerek Alak Suresin’den de bir çok 19 çıkarmışlardır. Fatiha ve 19 , Ya Sin ve 19 bir başkasıdır. Ama bu neye yaramaktadır? Neye hizmet etmektedir? Eğer birisi çıkar da “mushaf karışık, bu mushafın düzeltilmesi gerekir, insanların anlamaması için mushafı karıştırmışlar” derse onun önüne hemen 19’u koyarlar. “Bak, 19 var, bütün sayılar tutuyor mushaf karışık değil” derler. Yapmamız gereken şey karışık olan mushafın düzenlenmesi ise, 19 buna engel olur. Ve bu haliyle gerçeklerin üzerinin örtülmesine bir araç olur. Kur’an’da bu ve benzeri şifreler, kodlamalar aramak son derece yanlıştır. Sayılar tutsa bile bunların insanlara vereceği hiçbir şey yoktur. Sayıların bir anlamı yoktur, sayı sayıdır; anlamı olan kelimelerdir. Kur’an, bir öğüttür, uyarıcıdır; okumak, çalışmak, anlamak içindir. Peki; 30. ayetteki “Onun [Sekar'ın] üzerinedir on dokuz” ne demektir? Burada Rabbimiz Kur’an indiğinde henüz 19’a dair ortada hiçbir şey yokken, geleceğe dair bir saptama ile mucize sergilemiştir. Ve demektedir ki; “önünüzde açık açık açıklayan bir kitap varken, neye hizmet ettiği, ne amaca yönelik olduğu belli olmayan şeylerin peşinden gittiniz, kitabı ve kitabın anlamını terkettiniz; Sekar’a yaslandığınızda 19’un da bu ve buna benzer aradığınız gizli kapaklı şeylerin de ne olduğunu göreceksiniz”. “Bu, beşer için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir”.
|
| Son Güncelleme: Salı, 18 Ekim 2011 10:22 |
19 Aldatmacası/ Müddesir 30-31














