| Akıl İşletme-2 |
|
|
|
| Perşembe, 03 Şubat 2011 21:25 |
|
1.Bir Samoa Kızılderilisi Tuiavii’nin Akıl İşletmesi: Kur’an ayetlerinin dünyanın birçok yerinde farklı insanlarca farklı kelimelerle ifade edildiğini görebiliriz. Bunun sebebi akıldır. Akıl sayesinde insan, ayetleri kitaptan okumasa dahi Kur’an’ın ifade ettiği anlamları ve anlatmak istediklerini öğrenebilir. Kitapta yazan ayetler kitapta yazdığı için değil akıl işletildiği için öğrenilir. Birçok kimsenin aynı Kur’an’ı okumasına rağmen neredeyse birbirine zıt görüşlere sahip olmasının sebebi okuyanların bir kısmının ham düşünce, arzu ve isteklerinin peşinden gitmesi bir kısmının ise bilgi ile hareket edip aklını işletmesindendir. Bu anlamda sayfalarda yazılı Kur’an bir delildir. Dünyanın bir ucunda bir insanın söylediği bir söz ya da yapılan bir bilimsel çalışma için “işte bu da Kur’an’da var, Kur’an bunu söylemiş” diyerek, Kur’an’ı delil olarak gösterebiliriz. Kur’an’da geçen ayet kelimesinin bir anlamı da “delildir/kanıttır”. Burada Tuiavii’den verdiğimiz örneklerin yanına daha birçoklarını ekleyebiliriz. Ancak zamanında bilge olarak yaşamış bu insanları, geçen zaman içerisinde kendilerine yüklenen siyasi ya da dini misyonlar nedeniyle kitaba almadık. Şimdi gelin bundan 100 yıl öce Pasifik Okyanusu’ndaki Samoa adalarında yaşamış bir kızılderilinin (Tuiavii’nin) beyaz adam hakkındaki görüşlerine bir göz atalım.1 Tuiavii yaşadığı sakin adasından bir müddet için ayrılmış, Avrupa’da bulunmuş, gördükleri, işittikleri ve öğrendiklerini akla vurmuştur. Tuiavii’nin farklı kelime ve cümlelerle ifade ettiği ama sonuçta Kur’an ile aynı anlamı yakaladığı cümleleri okuyalım: 1.Beyaz adamın gerçek tanrısı, kendisinin “para” adını taktığı yuvarlak metal ve ağır kağıttan başka bir şey değildir. Almanya’da bir taş aralığının (binanın) içine girsen hemen şu sesi duyarsın: “Mark!” Bir an sonra yeniden “Mark!” Bu, parlak metal ve ağır kağıdın adıdır. Fransa’da “Frank”, İngiltere’de “Şiling”, İtalya’da “Liret”. Mark, Frank, Şiling, Liret hepsi aynı kapıya çıkar. Hepsi de para demektir. Para, para… Papalagi’nin/beyaz adamın gerçek tanrısı yalnızca paradır. Hevasını [kötü duygularını, tutkularını] tanrısı edinen kişiyi gördün mü? Peki, onun üzerine sen mi vekîl oluyorsun? (Furkan, 43) 2.Paranın sağladığı güçle mutlu olurlar. Tropik yağmur altındaki tembel meyveler gibi, kibirle şişinip dururlar. Kendi bedenleri yağ bağlasın, gelişip serpilsin diye, kardeşlerinin en kötü işlere koşmasından zevk alırlar. Bu yaparken de vicdanları zerre kadar sızlamaz. O güzelim, soluk parmakları temiz kaldığı için mutlu olurlar. Başkalarının gücünü sömürüp, kendi işlerinde kullandıkları için ne başları ağrır, ne de uykuları kaçar. Bu paranın bir kısmını başkalarına verip onların işlerini kolaylaştırmak akıllarının ucundan bile geçmez. Dîni yalanlayan şu kimseyi gördün mü? İşte odur, yetimi itip kakan ve yoksulun yiyeceği üzerine teşvik etmeyen kimse. (Maun, 1-3) Hayır… Hayır… Doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz. Yoksulun yiyeceği üzerine birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Oysa mirası yağmalarcasına öyle bir yiyişle yiyorsunuz ki! Malı öyle bir sevişle seviyorsunuz ki, yığmacasına! (Fecr, 17-20) 3.Paran çoksa çok şey alabilirsin. Bu yüzden herkes, daha fazla şeye sahip olabilmek için daha fazla para edinmeye çalışır. Üstelik bir de başkalarından fazla edinme derdi var. Bu hırs insanları başkalarına karşı her an uyanık tutar. Şimdi, diyelim ki birinin çok parası var; öyle çok ki yüzlerce, binlerce kişi bu parayla işlerini yoluna koyabilir. Ama o, bu paradan onlara zırnık koklatmaz. Oturur ağır kağıtların üstüne, kollarını da sarar yuvarlak metallere, gözlerinde hırs ve zevk parıltılarıyla bakınır durur. “Bu kadar çok parayı ne yapacaksın?” diye soracak olsan, “Bu dünyada giyinmekten, açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne istersin?” desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da “Daha çok para istiyorum, daha çok, daha çok”, der. Böylece sen de paranın onu hasta ettiğini, bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın. Benimle, tek olarak yarattığım kişiyi baş başa bırak! Hesapsız bir mal verdim ona. Şahitler olarak oğullar verdim. Alabildiğine imkânlar döşedim onun için. Tüm bunlardan sonra hırs ile Benim daha da arttırmamı istiyor. Hayır… Hayır… Olmaz öyle şey! O bizim Âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi. Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım. (Müddesir, 11-17) Çoğaltma yarışı sizi eğlendirip oyaladı. (Tekasür, 1) 4.Bir çok beyaz adam, başkalarının kendisi için kazandığı paraları üst üste yığdıktan sonra bunları çok iyi korunan bir yere getirir. Sonradan da üstüne ekler durur. Günün birinde öyle bir an gelir ki kimsenin onun için çalışmasına gerek kalmaz. Çünkü parası tek başına onun için çalışır. Büyünün yardımı olmadan bunu nasıl yapabildiklerini öğrenemedim, ama gerçek bu. Beyaz adam köşesinde uyuklasa bile, paraları bir ağacın yaprakları gibi durmadan çoğalır, sahibi de giderek daha fazla zenginleşir. Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. (Necm, 39) O ribayı; emeksiz, risksiz, çalışıp çabalamadan kolayca elde edilen kazaçları, yiyen şu kişiler, şeytânın bir dokunuşuyla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar… (Bakara, 275) 5. Para uğruna acımasız davranma hakkını elde eder papalagi/beyaz adam. Eli paraya gitti mi yüreği sertleşir, kanı donar, yalan söyler, dürüst davranmaz, tehlikeli olur. Başkalarını kaç kez para uğruna öldürmüştür papalagi/beyaz adam. …Her yüksek tepeye, alâmet bir bina kurarak mı eğleniyorsunuz? Sonsuzlaşmanız için/sanki sonsuzlaşacakmışsınız gibi sanayi üreten yerler [fabrikalar/kaleler] mi edinirsiniz? Yakaladığınız vakit de zorbaca mı yakaladınız? Artık Allah'a takvalı davranın ve bana itaat edin… (Şuara, 124-135) 6.Papalagi, bütün “şeyleri” yaratabileceğine ve Büyük Ruh kadar güçlü olduğuna inanır. Bir sürü şey yaptığı için de kendisinin Büyük Ruh olduğunu sanır. Hayır, hayır! Dönüş Rabbine olmasına rağmen insan, kendini yeterli gördüğünde, [zengin olduğuna inandığında] kesinlikle azar [tuğyân eder]. (Alak, 6-8) 7.Papalagi, hep daha çok ve daha yeni şeyler tasarlar. Ellerine ateş basar, benzi kül gibi olur, sırtı kamburlaşır. Ama sonunda yeni bir şey bulmayagörsün, mutluluktan ışıldamaya başlar. Ve hemen ardından hepsi bu yeni “şey”i elde etmeye çalışır, ona tapınırlar, onun için kendi dillerinden türküler yakarlar. Ve onlar, Allah'ın, hakklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde de onlara dair bilgiler bulunmayan Allah'ın astlarından bir şeylere tapıyorlar. Ve zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur. (Hacc, 71) Onlar da Allah'ın astlarından kendisine fayda vermeyen ve zarar vermeyen şeylere tapıyorlar. Ve o kâfir, Rabbinin aleyhine arka çıkandır. (Furkan, 55) 8.Papalagi türlü türlü yolla zihni bulandırır, sonra da kendi kendine, insan nasıl yemeden yaşayamazsa “şey”siz de olamaz der. Şeytân, sizi fakirlikle korkutur ve size aşırılığı [çirkinliği-hayasızlığı] emreder. Allah ise, size Kendisinden bağışlama ve bol ihsan vaad eder. Ve Allah vâsi'dir [ilmi ve rahmeti sonsuz geniş olandır], en iyi bilendir. (Bakara, 268) 9.Adalı kardeşlerim, uyanık ve aydınlık zihinli olmalıyız. Çünkü papalagi’nin tatlı bir muz gibi görünen sözleri aslında içimizdeki sevinci ve ışığı yok etmeye çalışan gizli bir mızraktan başka bir şey değildir. Onları gördüğün zaman da cüsseli yapıları –sanki onlar, dayandırılmış/yarı giydirilmiş ahşap kütükler gibidirler– beğenini kazanmaktadır. Söyledikleri zaman da kulak verirsin. Her feryadı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının. –Allah onları kahretti–; nasıl da çevriliyorlar! (Münafikun, 4) 10.Papalagi’nin son derece kendine has ve karışık bir düşünce tarzı vardır. Ne yaparım da bir şeyi kendim için kullanırım ve bu kullandığımın hakkı da benim olur diye düşünür. Bütün insanların yararını değil, bir tek kişinin yararını düşünür hep. Bu tek kişi de kendisidir. Biri kalkıp dese ki “Bu kafa benimdir”, benden başka kimsenin olamaz”, doğrudur, onundur gerçekten, kimse sesini çıkaramaz. Buraya kadar papalagi’ye hak veriyorum. Ama o, bununla kalmayıp yalnızca kendi kulübesinin önünde yetişti diye “Bu palmiye benimdir” diyebilir. Sanki onu yetiştiren kendisiymiş gibi. Oysa palmiye kesinlikle onun değildir, asla. … Papalagi kulübesinin çevresindeki herşeye “benim” der. Bunlar üstünde onun dışında kimsenin hakkı yoktur. Bir papalagi’nin yanında bir şey görsen, diyelim ki bir meyve, bir ağaç, su, orman ya da bir yığıncık toprak, hemen orada biri biter ve “Benim onlar” der. “Benim olana dokunmayacaksın sakın!”. … Birinin, kendisine ait olduğunu söylediği bir şeye bir başkasının dokunmaması için, o şeyin ona ait olup olmadığı özel yasalarla, titizlikle saptanır. Avrupa’da bu yasaların çiğnenmemesini gözetmekten başka hiçbir iş yapmayan insanlar vardır. Papalagi’nin aldığı bir şeyi kimse ondan almasın diye. Papalagi bu yolla kendini öyle bir inandırır ki, sanki o hak gerçekten kendisininmiş, sanki Tanrı bunun mülkiyetini bütün zamanlar için ona devretmiş gibi. Sanki palmiye gerçekten ona aitmiş gibi, ya da ağaç, çiçek, deniz, gökyüzü, gökyüzündeki bulutlar ona aitmiş gibi. … Ama papalagi, Tanrı’nın palmiyeyi, muzu, leziz kulkas köklerini, ormanın bütün kuşlarını, denizin bütün balıklarını hepimiz sevinelim, mutlu olalım diye verdiğini bilmiyor. … Tanrı’nın her şeyi kendi adaletli elinde tuttuğu yerde ne kavga olur ne de yokluk. Hilekar papalagi, hiçbir şeyin Tanrı’ya ait olmadığı mavalını bize yutturmaya çalışır. “Elinde tuttuğun şey senindir!” Bu tür saçma sözlere kulaklarınızı tıkayın ve vicdanınıza sıkı sıkıya sarılın. Her şey Tanrı’nındır. Yukarıdaki bölümle ile ilgili detaylı açıklama “Yeryüzü Halkın Sofrasıdır” başlığı altında yapılmıştır. 11.Büyük Ruh yerin ve göğün güçlerini kendisi kontrol eder ve kendi ölçüleriyle dağıtır. Göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı yalnızca Allah'a aittir… (Nur, 42) Ve her şeyin hazineleri yalnız Bizim yanımızdadır. Ve Biz, onu ancak belli bir ölçü ile indiririz. (Hicr, 21) 12.Papalagi’nin bize getirdiği İncil onun için takas edilecek bir maldan başka bir şey değildir. Ve Allah'ın ahdini az bir bedel karşılığında satmayın. Eğer bilirseniz muhakkak ki Allah katındaki; o, sizin için daha hayırlıdır. (Nahl, 95) 13.Papalagi çok ender anar Tanrı’yı. Ancak bir fırtına patlayacak yada yaşam ateşi sönmeye yüz tutacak ki, kendisinden daha büyük güçler, daha yüksek şefler olduğu aklına gelsin. O [Allah] , size karada ve denizde yolculuk ettirendir. Gemilerde bulunduğunuzda gemiler içindekileri tatlı bir rüzgârla götürür. Onlar [yolcular] neşelendiklerinde, şiddetli bir fırtına gelip çatar, dalgalar her mekândan gelir. Ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca, dini Allah için arındıranlar olarak O'na yalvarırlar: "Bizi bundan kurtarırsan, hiç kuşkusuz, şükredenlerden [karşılığını ödeyenlerden] oluruz." (Yunus, 22) 1.Tuiavii, Göğü delen Adam, Lacivert Yay. 2010 |
| Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Ekim 2011 23:07 |
Akıl İşletme-2














