You are here: Anasayfa Akıl İşletme-3
Akıl İşletme-3 PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 03 Şubat 2011 21:34

2. İnsanın Öğrenme Süreci ve İbrahim’in Akıl İşletmesi:

Doğduğumuz andan itibaren yetişkin bir insan oluncaya kadar öğrenimimiz parça parça şekillenir. Bebekler dili öğrenirken önce sesler çıkarırlar. Bu çıkardıkları seslerin her biri bir harf karşılığıdır. Daha sonra bu sesleri birleştirerek anlamı olmayan heceler söylerler. Bir zaman sonra bu heceler birleşerek kelimeleri oluşturur. Sonra bir kelime sonra bir kelime daha öğrenirler. Parça parça öğrendikleri bu kelimeleri birleştirerek cümlelere ulaşırlar. Ve sonunda cümlelerin sayısını artırarak dertlerini tam olarak anlatır duruma gelirler ve konuşmayı öğrenirler. Bebeğin dili öğrenirken seslerden başlayarak parça parça öğrenmesi bir yöntemdir.

Çocukluk yaşına gelen insan sorular sormaya başlar. Her konuda soru sorar ve öğrenir. Bu sorulara aldığı her cevap bir parçadır. Çocuk biraz daha büyür ve bu sefer de yaşına uygun başka sorular sormaya başlar. Hayatın her alanından, her dalından, anneden, babadan, arkadaştan, televizyondan, kitaplardan parça parça öğrenir. Cinselliği öğrenir, ahlakı öğrenir, siyaseti öğrenir, çevresindeki insanları öğrenir. Ve gençlik çağlarına ulaşır. Gencin o yaşa kadar sorularına aldığı bütün cevaplar, karşısına çıkan olaylarda nasıl davranması gerektiğini ona öğretmiştir. Artık hemen her soruya vereceği bir cevabı vardır. İşte bebekten başlayarak gençliğe uzanan bu dönemde kişi parça parça öğrendiklerini birleştirmiş ve hemen her soruya cevap verecek konuma gelmiştir.

Kişi artık herşeyi “bilmektedir!”; her soruya cevabı bulunmaktadır; sonuca ulaşmıştır. Onun için doğru, çocukluktan beri öğrendikleriyle şekillenen “bu sonuçtur”. Buna “oluşan sonuç” diyoruz. Oluşan sonuç doğru dahi olsa çoğunlukla fikir/ham düşünce aşamasındadır. Kişi bu aşamada, sahip olduğu fikrin nedenini niçinini tam olarak bilip kavramamış, işin bilincine varmamıştır. Bu “oluşan sonuç” kişi için öylesine doğrudur ve kişi öylesine iyi “bilmektedir!” ki fikirlerine karşı çıkanlara çok sert çıkışlarda bulunur. Çünkü o güne kadar öğrendikleri dışında, hiçbirşeye doğru olma ihtimali tanımaz.

Bu parçaların birleşmesi bir insanın yaşamını oluşturur. Milyarlarca insan milyarlarca yaşam demektir. Mümkün değildir ki bir kişide birleşen parçaların aynısı bir diğer kişide de birleşsin. Ama gerçek bir tanedir. Bu durumda milyarlarca yaşamı gerçeğe ve doğruya iletebilecek yol olan akıl işletmenin yöntemi nedir?

Sorduğumuz sorulara aldığımız cevapların her birinin bir parça olduğunu ve bu parçaların birleşerek sonucu oluşturduğunu, bu oluşan sonucun da bizim yaşamımız olduğunu belirttik. Parçalar yüzlerce değişik kaynaktan gelerek birleşmiş ve bir sonuç oluşturmuştur. Hayat böyle devam ederken herhangi bir noktada işlediğimiz günahlardan, yaşadığımız hayatın sıkıcılığından, mutsuzluktan, hedef veya amaç eksikliğinden ya da herhangi değişik bir sebepten hayatımızı sorgulama (akıl işletme ve tefekkür etme) ihtiyacı hissederiz ya da hissetmeliyiz. İşte bu noktada o güne kadar oluşan sonucu sorgulamaya başlarız. Ehil ellerde büyümüş kişi dahi akıl işletmek zorundadır. Bu kişinin tüm öğrendikleri doğru dahi olsa henüz fikir düzeyindedir ve o taklit etmektdir. O sebeple kişi aklını işletmek öğrenmek mecburiyetindedir. Kur’an, kendi ayetlerinin peşinen kabul edilerek “körce ve sağırca” davranılmamasını, ayetler üzerinde akıl işletilmesini istemektedir.

Ve o kimseler, [Rahmân'ın kulları] kendilerine Rabblerinin Âyetleri hatırlatıldığında ise, onlar üzerine sağırca ve körce yıkılmazlar [davranmazlar]. (Furkan, 73)

Şimdi İbrahim’in çocukluğundan bu yana biriktirdiği parçalardan ulaştığı sonuca, onun sorduğu sorulara ve sorgulamasına bir bütün olarak bakalım:

“Ve Biz (kanıt elde etmesi) ve kesin inananlardan olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu böylece gösteriyorduk. Bu nedenle o (İbrahim), üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü, ''Bu benim Rabbimdir'' dedi. Sonra yıldız batınca, ''Ben batanları sevmem'' dedi. Sonra ayı doğarken görünce de ''Bu, benim Rabbimdir'' dedi. O da batınca, ''Andolsun ki Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, kesinlikle ben sapkınlar kavminden olurum'' dedi. Sonra güneşi doğarken görünce de, ''Bu benim Rabbimdir, bu daha büyük'' dedi. Sonra o da batınca, ''Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Kesinlikle ben hanif olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene/yok edecek olana çevirdim ve ben ortak koşanlardan değilim'' dedi” (En'am, 75-79).

M.Ö 2000’li yıllarda Sümerlerin Ur şehrinde yaşayan İbrahim’in halkı putperest idi. Yıldızlara, güneşe ve aya tapıyorlardı; bunların sembollerini put yapmışlardı. Halk, ettikleri dualara bu putların cevap verdiğine inanıyordu.

Çocukluktan beri biriktirdikleri ve toplumunun ortak kanaatleri yönünde o güne kadar İbrahim’de oluşan sonuç; yıldız, ay ve güneşin kendisinin rabbi olduğu yönündedir. Ancak bir noktada İbrahim bu sonucu sorgulama ihtiyacı hissetmiştir. İbrahim’in, burada Allah’ın yaratıcı olduğu hususunda bir sorgulaması yoktur; evreni ve dünyayı Yaratanın Allah olduğuna inanmaktadır. O, Rabbinin kim olduğunu sorgulamaktadır. “Rab” kelimesi, nimetlendiren, eğiten, öğreten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak bir takım hedeflere götüren, gelişmeyi programlayıp yöneten anlamları taşımaktadır. İlk önce yıldıza “bu benim rabbimdir” der. Bu cümle her ne kadar düz bir cümle de olsa, ayetin devamını okunduğunda aslında bunun İbrahim’in aklına düşmüş bir soru olduğu anlaşılmaktadır. Ayetin devam eden bölümünde “sonra yıldız batınca, ben batanları sevmem”, diyerek gerekçesi ile birlikte yıldızın kendi rabbi olmadığını söylemiş ve böylece Allah’ı arındırmıştır. Bu cümle sadece sorgulamanın neticesini belirtmektedir. İbrahim’i yıldızın kendisinin rabbi olmadığı sonucuna ulaşması uzun bir sorgulama neticesinde elde edilmiş bir sonuçtur.

İbrahim’de oluşan ikinci bir sonuç da Ay’ın kendisinin rabbi olduğu yönündedir. Bu sefer de Ay’ı görünce “bu benim rabbimdir” der. Aynı yıldızda olduğu gibi bu düz cümle de aslında İbrahim’in sorgulamasını yaptığı bir sorudur. “O da batınca, ''Andolsun ki Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, kesinlikle ben sapkınlar kavminden olurum'' diyerek gerekçesi ile birlikte yıldızın kendi rabbi olmadığını söyler ve yine Allah’ı arındırır.

İbrahim Rabbini tanımlama aşamasında Yıldız ve Ay’dan sonra son sorgulamasını yapar. “Sonra güneşi doğarken görünce de, ''Bu benim Rabbimdir, bu daha büyük” der. Ve güneşle ilgili yaptığı sorgulama neticesinde de Allah’ı arındırarak onun da rabbi olmadığı sonucuna varır. İbrahim böylece çocukluktan bu yana yıldız, güneş ve ayın kendisinin rabbi olduğu yönünde, kendisinde oluşan sonuçlardan, aklı selim ile kurtulur. Hepsinden kurtulunca şöyle der: “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Kesinlikle ben hanif1 olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene/yok edecek olana çevirdim ve ben ortak koşanlardan değilim”. Yani küçüklükten beri bana parça parça öğrettiklerinizden benim vardığım sonuç yanlışmış, aklımı işletip Allah’ı arındırmam sayesinde hanif olarak/eski ortak koşan halimi bırakıp dönerek yönümü Rabbim (beni ve alemleri nimetlendiren, eğiten, öğreten) Allah’a çevirdim; artık ben ortak koşanlardan değilim; sorguladım, aklımı işlettim ve anladım; Rabbim Allah’tır.

Yıldız, ay ve güneşin kendisinin rabbi olduğu düşüncesi İbrahim’in çocukluktan beri biriktirdiği parçalardan ve çıkardığı sonuçtur. Ancak bir zaman gelmiş İbrahim, kendisinde oluşan sonuçları sorgulamış, aklını işletmiş, tefekkür etmiş, kendisinde fikir düzeyinde bulunan sonuçları terk etmiştir. Yani kendisinde “oluşan sonucu” sorgulayarak (akıl işleterek ve tefekkür ederek) gerçeğe vakıf olmuştur.

Hayatın bir dönemine kadar parçalardan sonuca vardığımızı ve bunun “oluşan sonuç” olduğunu belirttik. Akıl işletme ise bunun tam tersidir. Vardığımız sonucun sorgulanması (akıl işletilmesi, tefekkür edilmesi) ve bunun sonuncunda fikir düzeyindeki neticelerin terk edilerek akla uygun olanların peşinden gidilmesidir. Akıl işletme açısından bunun adı “sonuç sorgusu”dur. Birçok kimse bunların tümevarım ve tümdengelim olduğunu düşünebilir. Tümevarım ve tümdengelim deneye ve gözleme dayalı tabii bilimlerde kullanılan tanımlamalardır. O nedenle burada anlattıklarımız ile tümevarım ve tümdengelimin birbirine karıştırılmaması gerekir.

Oluşan sonuca sorular yöneltip bu soruları inatla sorgulamak ve sorgulama neticesinde fikir düzeyindeki neticeleri terk etmek, akıl işletirken kullandığımız “sonuç sorgusu” yöntemidir.

Ve İbrâhîm'in milletinden [dininden, yaşam tarzından], kendini akılsızlaştıran kimseden başka kim yüz çevirir? Ve Biz o'nu dünyada seçmiştik. Hiç şüphesiz o, âhirette de iyilerden biridir. (Bakara, 130)

Bu bölümde anlattıklarımızı özetleyecek olursak: Dildeki kelimelerden anlamı bilinen her bir kelimenin bilgi barındırdığını, kişinin küçükten beri kendisinde “oluşan sonucu” sorgulayarak (aklı işletip tefekkür ederek) doğru ve gerçek bilgiler edinebileceğini ve akıl işletmenin yöntemli bir beyin faaliyeti olduğunu belirttik. Ayrıca tefekkürü tanımlarken, herhangi bir mesele hakkında iyice, etraflıca düşünmek, zihni yormak, işin bilincine varmak, yani üzerinde düşünülen konuya ait bilgileri ve başka fikirleri karşılaştırmak, aralarındaki bağlantıları inceleyerek bir karara ve hükme varmak olduğunu belirttik.

Şimdi Mustafa Kemal’in toplumsal düzene ilişkin sosyolojik ve ekonomik yasaları/ayetleri, tefekkür düzeyinde akıl işletme ile öğrenmiş olduğunu Kur’an yardımıyla göstermeye çalışalım.


 



1.Haniflik, Allah’ı eksikliklerden arındırıp çocukluktan beri öğrenilen yanlış inanış, hal ve hareketlerden dönerek, Rabbinin Allah olduğunu anlamak ve kabul etmektir.

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz

Son Güncelleme: Pazartesi, 28 Kasım 2011 22:22
 

Image Gallery

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün18
mod_vvisit_counterDün57
mod_vvisit_counterBu hafta193
mod_vvisit_counterGeçen hafta476
mod_vvisit_counterBu ay1331
mod_vvisit_counterGeçen ay3707
mod_vvisit_counterToplam19553

We have: 1 guests, 1 bots online
Bugün: Şub 23, 2012