You are here: Anasayfa Düşünce Özgürlüğü!
Düşünce Özgürlüğü! PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 03 Ekim 2011 20:15

Ve âyetlerimiz hakkında boşa uğraşanları gördüğün zaman, onlar ondan başka söze dalıncaya kadar hemen onlardan yüz çevir. Ve eğer şeytan bunu sana terk ettirse de, hatırladıktan sonra o şirk koşarak yanlış davrananlar topluluğu ile beraber oturma. (Enam, 68)

Yukarıda “boşa uğraşanlar” olarak çevrilen kelimenin orjinali “havd”dır. Havd, suda yürümek demektir. Türkçemizde kullandığımız “havanda su dövmek” bu anlamdadır. Bu sözcük, Müddesir 45, Tur 11-12 ve Zuhruf 83’te de geçmektedir. Yukarıdaki ayete göre boşa uğraşanlar “ayetler” hakkında boşa uğraşmaktadır. Ayetler, Kur’an ayetleri olabileceği gibi yaratılmış herhangi bir şey de olabilir. Yukarıda, “ayetleri inkar edenler” denmemiş, “ayetler hakkında boşa uğraşanlar” denmiştir. Bu kimseler, Kur’an ayetleri ya da yaratılmış herhangi bir ayet hakkında kafa yoran onlarla ilgilenen kimselerdir. Peki ayetlerle ilgili olmalarına rağmen nasıl “boşa uğraşanlar” olmaktadırlar?

Ayetlere akıl ve bilgi ile yaklaşılırsa ayetler hakkında boşa uğraşılmış olmaz. Ancak yanlış inançlarla ve zann ile yaklaşılırsa o taktirde ayetler hakkında boşa uğraşılmış olunur. O halde bu insanlar zann ve yanlış inançlarla ayetlere yaklaşmaktadır. Bu durumda bu insanlar ayetlere yanlış inanç ve zannla yaklaştıkları için kafirdir/gerçeklerin üzerini örtenlerdir. Ayette bahsedilenlerin kafirler/gerçeklerin üzerini örtenler olduklarışirk koşarak yanlış davrananlar topluluğu ile beraber oturma” cümlesinden de anlaşılmaktadır. Kafir olmak/gerçeklerin üzerini örten olmak için konunun illa ki Kur’an ayetleri olması gerekmez. Bilgi ile ispatlanmış herhangi bir gerçeğin üzerini örtmek de kafirliktir. Bu anlamda Enam 68’de yer alan ayetlerimiz hakkında boşa uğraşanlar” cümlesindeki “ayet” kelimesini geniş almak gerekir. Herhangi bir konudaki gerçeklerin üzerini örtmek kafirliktir.

Ayette belirtildiği üzere bu tip insanlardan “yüz çevirmek” gerekir. Yani diyaloğa girmemek, tartışmaya girmemek gerekir. Birisinin zann ve yanlış inanç üzerinden konuştuğu, bir diğerinin ise bilgi ile konuştuğu bir ortamda tartışma kaçınılmazdır. Tartışmaya girilirse her iki tarafta birbirini bilgisizlikle suçlayacaktır. Birinin inanç dediğine diğeri bilgi diyecektir. Enam 68’de belirtilen “yüz çevirmek” ile aşağıdaki ayetlerde belirtilen “Selam/sağlık, esenlik, mutluluk” dileyerek bu insanlardan ayrılmak aynı şeydir:

Ve Rahman’ın kulları öyle kimselerdir ki onlar, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine lâf attığı zaman “Selâm!” derler. (Furkan, 63)

Ve onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve “Bizim işlerimiz yalnızca bizim için, sizin işleriniz de yalnızca sizin içindir. Size selâm olsun! Biz cahilleri aramıyoruz” derler. (Kasas, 55)

Bu ayetler karşılıklı iki taraf için de geçerlidir. Biri diğerinin cahil olduğunu bilirken, diğeri de onu cahil görecektir. Bu, tarafların birbirlerini cahil görme konusunda uzlaştıkları anlamına gelir. Bu durumda tartışmaya girmeden “Selam/sağlık, esenlik, mutluluk” diyerek iyi dileklerle bu tip ortamlardan uzaklaşmak her iki taraf için de en doğru yaklaşım olacaktır. Gerek Enam 68, gerekse yukarıda verdiğimiz ayetler, bir toplumda farklı düşünce ve fikirlere sahip insanların mutlu ve huzurlu bir yaşam sürebilmeleri için nasıl davranmaları gerektiğini açıklamaktadır.

Günümüzde gerek televizyonlarda gerekse internet ve gazetelerde, özellikle tartışma ortamları hazırlanmakta, bu ortamlardan kavga ve karmaşa dışında bir şey çıkmamaktadır. Hazırlıkları önceden yapılan bu kumpanyalar “düşünce özgürlüğü!” sloganı altında faaliyet göstermektedir. Kavramları birbirine karıştırmamak gerekir. Eğer bahsedilen “düşünce özgürlüğü” ise, düşünce zaten özgürdür; buna kimse ket vuramaz. Yok eğer bahsedilen “düşündüğünü söyleme özgürlüğü” ise, halk için böyle bir sorun yoktur; onlar zaten bulundukları ortamlarda düşündüklerini söylemektedir. Burada kapitalist toplumun “düşünce özgürlüğü” yaygarısı ile yaptığı şey, televizyon, gazete ve internetten kendi düşüncelerinin propagandasını yapmaktır. Kapitalist, karşı tarafın düşüncesine saygı adı altında programlara çeşitli fikirleri çıkarır ya da internette farklı fikirlerin yer aldığı ortamlar hazırlar. Ancak burada önemli olan farklı fikirlerin söyleniyor olması değil, bizzat bu sözlerin nasıl söylendiğidir; konuya yaklaşım tarzıdır. Karşılıklı tartışmaların körüklendiği bu ortamlarda tam da kapitalistin istediği kavga ve karmaşa ortamları oluşmakta, ne konuşanlar bir sonuca varabilmekte ne de dinleyenler bir şey öğrenebilmektedir. Bu ortamlarda tüm değerler, değersizleşmekte, doğru söyleyenlerin sözleri dahi iki paralık olmaktadır. Kendi fikirlerinin değerli olduğunu düşünenler bu tip ortamlara girmemelidir. Tartışmanın bizzat kendisi kapitalistin istediği şeydir. Gerçeklerin üzeri tartışma, kavga ve gürültü ile örtülür. Bu da asıl itibarile kapitalist toplumun hiçbir değere sahip olmayan insanlarını yetiştirmektedir. Kapitalizmin gerçeklere, düşünen, aklını işleten insanlara ihityacı yoktur. Onun hiçbir değere sahip olmayan tüketicilere (üstten yiyip alttan çıkaran posa makinelerine) ihtiyacı vardır.

Kısaca söylemek gerekirse, kapitalistin “düşünce özgürlüğü” dediği şey, yarattığı kaos ortamında tüm değerleri değersizleştirmek ve müstakbel tüketicileri bu sayede edinmektir. Yukarıdaki ayetler bize toplumsal bir düzende farklı düşüncelere sahip insanların nasıl davranması gerektiğini açıkça belirtmektedir.

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz

Son Güncelleme: Cumartesi, 12 Kasım 2011 15:03
 

Image Gallery

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün19
mod_vvisit_counterDün57
mod_vvisit_counterBu hafta194
mod_vvisit_counterGeçen hafta476
mod_vvisit_counterBu ay1332
mod_vvisit_counterGeçen ay3707
mod_vvisit_counterToplam19554

We have: 2 guests online
Bugün: Şub 23, 2012