| Hakk/Gerçek ve Kanun |
|
|
|
| Perşembe, 16 Şubat 2012 21:37 |
|
Yaşadığımız toplumda çoğu zaman Kur’an ayetleri ile kanunun emrettikleri arasında sıkışır kalırız. Ayet ile kanun yarıştığında hangisi uygulanacaktır? Öncelikle şunu belirtelim ki, bir devlet ve o devletin kanunları bozguncu dahi olsa, kanunlara uymak ile hakkı/gerçeği/Kur’an ayetlerini uygulamak arasında kalan kimse, devletin kanunlarına uymalıdır. Devlet, yönetim ilkeleri ve kanunları ile bir din/sistem oluşturmuştur. Evet, bu bozguncu bir dindir/sistemdir ancak sonuç itibarile iktidarı elinde tutanlar bir düzen/din kurmuştur ve bu düzen içinde mevcut kanunlara uyulmaz ise devlet içinde devlet oluşur ki bunu da Kur’an kabul etmez. Bunu açarak anlatalım. Şöyle ki; bir kimse diyelim ki hırsızlık suçu işledi ve bu suçu bilen de bir tek kişi var. Suçu bilen bu kişiye X diyelim. Bu suçun cezası o ülkede hapis olsun. Ancak Kur’an hırsızlık yapanın gücünü yok edin der. Yani malına mülküne el koyun, mevkisini gücünü elinden alın der. X kişisi hırsızlık edeni devletin yetkili organlarına şikayet etmekle, Kur’an ayetini uygulamak arasında kalmışsa, yapması gereken devletin organlarına şikayette bulunmaktır. Yoksa Kur’an ayeti böyle diyor deyip, çevresine de iki üç tanıdığını alıp, o kişinin malına mülküne el koyamaz, mevkisini gücünü elinden alamaz. Bu husus başka suçlar ele alınarak da incelenebilir. Bir örnek daha verelim. Bir kimse zina suçu işledi. O ülkede bu suçun cezası yok. Ancak Kur’an’da bu suçun cezası var. Bu durumda birkaç kişi toplanıp zina edene bu suçun cezasını çektiremez. Bu anlamda Kur’an ayetleri ve kanunları uygulamak arasında kalan kişi kanunlara uyacaktır. Devlet/kamu otoritesi dışında hiçbir kimse Kur’an ayetlerini uygulayamaz. Burada yine ince bir nokta var. Peki mevcut bozguncu düzeni değiştirmek ve Kur’an’ın emrettiği düzeltici düzeni/dini kurmak isteyenler nasıl davranacaktır? Onlar Kur’an ile cihad edecektir ve hakka/gerçeğe uyacaklardır. Bu; onlar kanunları çiğneyecek suç işleyecek anlamına gelmez. Onlar her türlü eziyete ve caydırmaya karşı canlarını, mallarını ve bilgilerini ortaya koyarak hakkı ortaya koyacak, hakkı savunacak ve hakkı dile getirecektir. Şimdi aşağıdaki ayete bakalım: Bunun üzerine o [Yûsuf], kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı. Sonra onu [su kabını] kardeşinin kabının içinden çıkardı. İşte Yûsuf'a Biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin dininde [ülkenin yasalarında], kardeşini alıkoymasına imkân yoktu. –Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimiz kişileri derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir daha iyi bilen vardır.– (Yusuf, 56) Yusuf kıssası Kur’an’da uzunca anlatılan bir kıssadır. Kıssaya göre, Yusuf, kardeşlerinin onu bir kuyuya atmasından yıllar sonra, ülkede yönetici olmuştur. İhanette bulunan kardeşler küçük kardeşleriyle beraber, Yusuf’un yönetici olduğu ülkenin depolarından erzak almaya gelmişlerdir. Erzak almaya gelen kardeşler Yusuf’u tanımamıştır. Yusuf küçük kardeşini yanına almak istemektedir. Ayet, “Melikin dininde [ülkenin yasalarında] kardeşini alıkoymasına imkan yoktu” der. Müslimlikte biliyoruz ki hırsızlığın cezası hırsızın tüm gücünün elinden alınmasıdır (Maide, 38). Yusuf, Firavun ülkesinde yaşamaktadır ve Firavun’un yasalarında/dininde böyle bir hüküm yoktur. Ancak Yusuf “Ben müslümanım hırsızın cezası tüm gücünün yok edilmesidir. Hırsızın malını mülkünü alın bulunduğu mevkiden indirin” dememiştir. Onun yerine ülkedeki yasalara uymuş ancak ayette de belirtildiği üzere bir oyun ile kardeşini yanına almıştır. Ayette, “Ve her bilgi sahibinin üstünde bir daha iyi bilen vardır” denerek Yusuf’un ülke kanunlarına uyması gerektiğini bildiği, ancak bu sayede kardeşini alamayacağı için Allah’ın ona bu oyunu öğreterek kardeşini almasına yardımcı olduğu anlatılmaktadır. Bu anlamda diyoruz ki, uygulama konusunda ülke kanunları ile Kur'an ayetleri yarışırsa, ülke kanunları uygulanacaktır. Ta ki cihad ile devlet ele geçirilip Kur'an'ın emrettiği düzeltici sistem/Müslimlik kurulana dek. |
Hakk/Gerçek ve Kanun













