You are here: Anasayfa Hikmet-Adalet
Hikmet-Adalet PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 24 Kasım 2011 00:29

Hikmet içeren ayetler/zulüm ve fesadı engellemeye yönelik ilke, yasa düstur içeren ayetler, sosyolojik ve ekonomik yasaları ortaya koymaktadır. Kur’an 1500 sene önce henüz bu yasaların hiçbiri insanlarca bilinmezken toplumsal düzene ilişkin sosyolojik ve ekonomik yasaları ortaya koymuştur. Zaman içinde bilginin artmasıyla bu yasalar tek tek ortaya çıkmaktadır. İndiği dönemde iman konusu olan bu hususlar tek tek bilginin konusu içerisine girmektedir.

Kıble ayetinden sonra Medine’de toplumsal düzeni sağlayacak bir çok ayet inmiştir. Aile hukukundan, miras hukukuna, ceza hukukuna kadar birçok ayet vardır; tıpkı salat gibi bunlar da Müslimliğe ait hikmet içeren yasalar ve ayetlerdir. Ancak bizim bu kitapta ele aldığımız hikmet, toplumsal düzenin alt yapısını oluşturan hikmet ilkeleridir. Bu anlamda sözünü ettiğimiz hikmet, ülkelerin anayasaları, medeni kanunları, ceza kanunları değil, tüm bu kanunların yapılmasına dayanak teşkil eden ilke ve felsefedir. Anayasamız vardır; medeni kanunumuz vardır; ceza kanunumuz vardır; ancak tüm bu kanunların dayanağı, kapitalist ilkeler ve kapitalist düşüncedir. Kapitalizmin zulüm ve fesadı engellemek bir yana zulüm ve fesadın bilfiil kaynağı olduğunu yukarıda ayrıntısıyla açıkladık. Altı ilke ise zulüm ve fesadı engeleyen nitelikleri itibariyle hikmettir ve halk için adaleti sağlama amacına yöneliktir.

Kur’an adaleti kıble olarak göstermemekte bunun yerine adaleti gerçekleştirecek uygulamaları ve araçları kıble yapmaktadır. Bu ise Kur’an’ın son derece nesnel ve gerçekçi bir kitap olmasından ileri gelmektedir. Eğer adalet kıble olarak gösterilse idi, bu taktirde adaletin nasıl ve hangi uygulamalarla gerçekleştirileceği hususu problem olacaktı. Kur’an, hikmeti öğrenmeyi ve salatı kıble olarak göstermekte, bunları gerçekleştiren toplumlar da doğal olarak adalet yolunda ilerlemektedir.

Şimdi de adalet kavramını inceleyelim:

Kur’an’ın indiği dönemde Mekke’de sosyal sınıflaşma (hürler, köleler, mevaliler, kadınlar), soy bağına dayalı sınıflaşma (Araplar arasında bazı kabilelerden/soylardan olmak daha fazla şeref ve itibar demekti), ekonomik sınıflaşma (zengin, yoksul) mevcuttu. Kur’an, ayetleri ile tüm bu sınıflaşmaları saf dışı etti. Kur’an’ın indiği dönemdeki Mekke’nin toplumsal yapısını bir model olarak görmek gerekir. Mekke toplumunda mevcut sınıflaşmalar tarihin her döneminde bir çok toplumda yaşandığı gibi, bugün de yaşanmaktadır. Kur’an, sosyal ve soy bağına dayalı sınıflaşmayı, millet/ümmet anlayışı ile yıktı. Ekonomik sınıflaşmayı ise istisnasız herkese çalışma imkanı veren yeryüzü sofrası, salat ve bunu kurumlaştırma, infak ve zekat/vergi kurumları ile yıktı. Yerleşik düzenin bütün yanlışlarını belirleyip gerçeği ortaya koyan Kur’an, bu suretle adaletin ne olduğunu da açıklamış oldu.

Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, birbirinizle tanışasınız diye sizi uluslara ve kabilelere [oymaklara] ayırdık. Şüphesiz ki, Allah katında en değerliniz, en takvalı olanınızdır. Gerçekten Allah bilendir, haberdardır. (Hucurat, 13)

Yukarıdaki ayet, insanların bir erkek ve dişiden yaratıldığını belirterek, soy bağına, sosyal farklılaşmaya, ekonomik ast-üst farkına ilişkin bütün ayrılıkları yıktı. İnsanların birbirlerine hiçbir üstünlüğü olmadığını, tek üstünlüğün takvada olduğunu belirtti. Takva sahibi olmak iman etmek ve düzelticilik yapmak ile mümkündür. Kimin düzelticilik yaptığını görebiliriz, bilebiliriz ancak kimin imanı olduğunu bilemeyiz. Kimin imanı olduğunu Allah bilir. Bu anlamda kimin takva sahibi olduğunu da Allah bilir. Bu nedenle bir takım kimselerin dindar kabul edilerek toplumsal düzende yer edinmeleri de Kur’an ile taban tabana zıttır. Bu ayet, üstünlüğü Allah’ın bilebileceği takva kavramına bağlayarak insanlar arasında bu hayatta yaşarken hiçbir üstünlüğün olmadığını açık bir şekilde belirtti.

İçinde yaşadığımız kapitalist toplumda soy bağına dayalı sınıflaşma; bozguncuların, kendi okullarını okuyan, kendi akademilerine giden, kendi fikirlerini benimseyen, kendi kurdukları kulüplere mensup olan, dolayısile kendileri gibi olanları kollamaları ile bozguncu kültür olarak kendini göstermektedir. Bu bozguncu kültür mensupları, girdikleri ülkeleri akla gelen her türlü farklılığı sebep göstererek parçalamaya çalışmakta bu esnada da kendilerine yeni yeni yandaşlar edinmektedir. Bu sınıflaşma, ırk ayrımına dayanan bir sınıflaşma değildir. Bu sınıflaşma Kur’an’ın defalarca işaret ettiği düzeltici toplumun karşıtı olan bozguncu yaşam şeklidir/dinidir.

Sosyal sınıflaşma ise bugün köleler ve hürler olarak kendini göstermektedir. Kur’an’da köle olarak çevrilen kelimenin aslı “rakabe”dir ve “boyun” demektir. Boyunduruk altında olmak buradan gelir. Boyunduruk; çift süren veya arabaya koşulan hayvanların birlikte yürümelerini sağlamak için boyunlarına geçirilen bir tür ağaç çemberdir. Boyunduruğun en ağır şekli, 20. Yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren, kişinin fiziksel olarak da esaret altında olduğu köleliktir. Esaret, asıl sonucunu bireysel hak ve özgürlükleri kullanamamakta kendisini gösterir. Hak ve özgürlüklerin kullanılmasına engel olan her türlü uygulama boyunduruktur. Hak ve özgürlüklere insan doğuştan sahiptir ve bütün insanlar bunlarda eşittir. Bugün anayasalarda belirtilen din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü, mülkiyet hakkı, haberleşme, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, eğitim ve öğrenim hakkı v.s. insan yaradılışına uygun düzenlemelerdir. Tüm bu saydığımız hak ve özgürlüklere insan doğuştan sahiptir ve bunlarda eşittir. Kapitalizm, büyük miktarda paraların küçük bir zengin zümrenin eline geçmesine neden oldu. Bu da dünyada büyük bir yoksulluk meydana getirdi. Yoksulluğa düşen halk, sahip olduğu hak ve özgürlüklerini kullanamaz hale geldi. Parası olmayan eğitim alamaz, parası olmayan sağlık hizmetlerinden faydalanamaz, parası olmayan seyahat edemez, haberleşemez, barınamaz hale geldi. Parası olan özgürlüklerden faydalanırken, parası olmayan bu özgürlükleri kullanamaz oldu. Özgürlükleri kullanmak bir ayrıcalık oldu. Parası olmayanın kullanamadığı özgürlükler keskin bir sınıflaşmaya neden oldu. Ekonomik koşullar nedeniyle milyonlarca insan işsiz, aşsız ve insanlık onuru zedelenmiş yaşamakta, iş bulabilenler karnını zar zor doyurabilmekte, bütün emeği kredi kartları ile yurt dışına hortumlanmaktadır. Çalışanlar kendileri ya da ülkeleri için değil yurt dışındaki tağutlar için çalışan köleler durumundadır.

Ekonomik sınıflaşmanın ise keskin bir uçurumdan farkı yoktur.

Bu sınıflaşma türlerine bakıldığında yapılan bozgunculukların temelinde para ve mal hırsı olduğu görülecektir.

Rızık konusundaki eşitsizliğe Kur’an ne demektedir?

Ve Allah rızık konusunda kiminizi kiminize fazlalıklı kılmıştır. Kendilerine fazlalık verilenler, kendi rızklarını sağ ellerinin malik olduklarına, hepsi onda eşit olmak üzere vermezler. O halde bunlar Allah'ın nimetini bilerek inkâr mı ediyorlar? (Nahl, 71)

Rızık konusunda kimisinin kimisine fazlalıklı olması bu hususta bir eşitlik olmadığını göstermektedir. Bu eşitsizlik toplumsal bir yasadır. Fazlalıklı olmak hiçbir şekilde ayrıcalıklı olmak ya da üstün olmak anlamına gelmez. Aynı ayetin bir sonraki cümlesine bakalım. “Sağ ellerinin malik olduklarına” işçilerine, memurlarına, çalıştırdıklarına, “hepsi onda eşit olmak üzere vermezler”, kazanılanı eşitlik içinde bölüşmezler. Eşitlik içinde bölüşmek, fazlalıklı olanlara yüklenen bir sorumluluk ve görevdir. İmtihanın ana konusu olması itibariyle rızık konusundaki eşitsizliğin, özgür iradesini kullanan insan tarafından ortadan kaldırılması beklenmektedir.

Rızıkta eşitliği sağlama idealine ulaşmak için yapılması gereken nelerdir?

…Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan fazlasını infak edin.”… (Bakara, 219)

Allah'ın, o kent halkından, Rasûlü'ne verdiği fey'ler, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşmasın diye Allah'a, Elçi'ye yakınlık sahiplerine; göç eden fakirlere … yetimlere, miskinlere, yolcuya aittir… (Haşr, 7-8)

Onlar dediler ki: "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını veya mallarımızda dilediğimizi yapmayı terk etmeyi sana senin salâtın mı emrediyor? Şüphesiz sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın." (Hud, 87)

Adalet hususunda buraya kadar yazdıklarımızı toparlayacak olursak; Kur’an, soy bağına dayalı sınıflaşma, sosyal sınıflaşma ve ekonomik sınıflaşmaya geçit vermemektedir. İnsanların tüm hak ve özgürlüklerini kullanmada eşit olduklarını belirtmektedir. Bu durumda adalet için şu tanımı yapabiliriz: Adalet, insanın doğuştan sahip olduğu tüm hak ve özgürlüklerini eşitlik içinde kullanabilmesini ve rızıkta eşitliği sağlama idealidir.

Toplumsal düzeninin sağlanması ve adaletin ayağa dikilmesi insandan beklenmektedir. Düzenin sağlanması için gereken akıl ve yetenek insanda vardır.

İşte bunun için sen davet et ve sana emredildiği gibi dosdoğru ol. Onların hevalarına uyma ve de ki: "Ben Allah'ın kitaptan indirdiğine inandım ve ben aranızda adaleti gerçekleştirmemle emrolundum. Allah, bizim Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız yalnızca bize, sizin yaptıklarınız da yalnızca size aittir… (Şura, 15-10)

Allah, bu kitabı ve teraziyi/ ölçüyü hakla indiren Zat'tır. Ve sana ne bildirir ki, belki de o Sâ'at [kıyamet] çok yakındır! (Şura, 17)

Andolsun ki Biz, elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların hakkaniyeti ayakta tutmaları ve Allah'ın, Kendisine [dinine] ve elçilerine görmeden yardım edenleri belirlemesi için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik… (Hadid, 25)

Ey Dâvûd! Gerçekten Biz seni yeryüzünde bir halîfe kıldık. [yaptık] O hâlde insanlar arasında hakk ile hüküm ver. [hakk aracılığıyla zulüm ve kargaşayı engelleyip adaleti sağla] Hevâya [keyfe, arzuya] uyma. O takdirde seni Allah'ın yolundan saptırırlar… (Sad, 26)

Yine Bizim yarattıklarımızdan hakka kılavuzluk eden ve onunla adaleti uygulayan bir ümmet vardır. (Araf, 181)

Ey iman etmiş kişiler! Allah için, hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olunuz. Ve bir topluma olan kininiz, sizi adaletsizlik yapmaya sürüklemesin. Adaletli olun, o [adaletli olmak], takvâya daha yakındır. Allah'a takvâlı davranın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınıza haberdardır. (Maide, 8)

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz

Son Güncelleme: Perşembe, 24 Kasım 2011 00:56
 

Image Gallery

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün18
mod_vvisit_counterDün57
mod_vvisit_counterBu hafta193
mod_vvisit_counterGeçen hafta476
mod_vvisit_counterBu ay1331
mod_vvisit_counterGeçen ay3707
mod_vvisit_counterToplam19553

We have: 1 guests online
Bugün: Şub 23, 2012