| Kıble/Hedef |
|
|
|
| Cumartesi, 05 Şubat 2011 21:03 |
|
Kıble sözcüğünün aslı k-b-l köküdür. Bu sözcüğün kabl kalıbı, “önce” anlamında, kubl kalıbı ise, dübür [arka] sözcüğünün karşıtı olarak “ön” anlamındadır. Kıble sözcüğü de “ön” anlamı ekseninde, “cihet” [yüzün gösterdiği yön; ön yön] demektir.1 Kıble kelimesinin geçtiği âyetlere dikkat edilirse bu sözcük, fiziksel anlamda “ön yön” anlamında değil; görüş, ilke olarak üzerinde bulunulan yön (sosyal hedef/strateji) anlamında kullanılmıştır.
Şimdi kıblenin anlatıldığı Bakara suresi ayetlerine bakalım:
İnsanlardan sefihler [aklı ermeyenler], “Bunları, üzerinde bulundukları kıbleden [hedeften, stratejiden] çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu ve batı yalnız Allah'ındır. O, dilediği/dileyen kimseyi dosdoğru yola kılavuzlar.”
Ve işte böyle Biz, siz, insanlar üzerine şâhitler olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şâhit olsun diye sizi hayırlı bir ümmet kıldık. Üzerinde olduğun bu kıbleyi kılmamız da yalnızca; elçilere uyan kimseleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım diyedir. Bu [tesbit ettiğimiz kıble], elbette, Allah'ın hidâyet ettiği kimselerin dışındakilere çok büyüktür. Ve Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Biz, yüzünü semaya evirip çevirdiğini kesinlikle görüyoruz. Artık seni hoşnut olacağın bir kıbleye [hedefe, stratejiye] çevireceğiz. Haydi, yüzünü Mescid-i Harâm yönüne çevir. Siz de, nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olan kimseler de kesinlikle, şüphesiz onun, Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Ve Allah, onların yapıp durduklarından gâfil değildir.
Ve andolsun ki sen, o kitap verilmiş olan kimselere, bütün âyetleri de getirsen, yine de senin kıblene tâbi olmazlar. Sen de onların kıblesine uyan biri değilsin. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tâbi değiller. Yine andolsun ki, sana gelen bunca bilgiden sonra, sen onların hevalarına uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz sen, zâlimlerden olursun. (Bakara, 142-145)
Kıble, namaz kılarken fiziki anlamda ön yüzün Kabe tarafına döndürülmesi değildir. Bakara 145’e dikkat edilirse, “Ve andolsun ki sen, o kitap verilmiş olan kimselere, bütün ayetleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar. Sen de onların kıblesine uyan biri değilsin. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller” dendikten sonra, ayetin devamında “kıble” kelimesinin sosyal hedef ve strateji anlamına açıklık getirilerek “Sana gelen bunca bilgiden sonra, sen onların hevalarına (arzu ve isteklerine) uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz sen, zalimlerden olursun” denmiştir. Bakara suresi ayetleri Medine’de inmiştir. Kur’an 611 yılında Mekke’de vahyolunmaya başlamıştır. 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret gerçekleşmiştir. Bakara suresinin bu ayeti inene kadar en az 11 yıl yüzlerce ayet bildirilmiştir. Ayetti bu kısmında söylenen kısaca şudur: “Kur’an’ın vahyolunmaya başladığı günden bu yana inen yüzlerce ayet sayesinde çokça bilgilendin, şimdi sen bunca bilgiden sonra, bu bilgilerin sana gösterdiği hedefte ilerlemeyip, bilgiden uzak kimselerin istek ve arzularına uyarsan zalimlerden olursun”.
Ayrıca Bakara 142’de “Bunları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. Deki: “Doğu ve batı yalnız Allah’ındır. O dilediğini/dileyen kimseyi dosdoğru yola kılavuzlar” denmektedir. Bu da şu demektir: “Yüzlerinizi hangi yöne dönerseniz dönün, doğu da batı da her yön Allah’ındır. Asıl yön, Allah’ın insanları dosdoğru yola kılavuzlamasıdır”.
Bakara 144’te “Artık seni hoşnut olacağın bir kıbleye çevireceğiz” denmektedir. Bu ayetlerin indiği döneme kadar ki kıble yani sosyal hedef ve strateji, yardımlaşma, öğüt ve uyarıdır. Ayetin devamında yeni kıbleye işaret edilerek “Haydi yüzünü Mescidi Haram yönüne çevir” denmektedir. Buradaki “yüz”, “sima” anlamında değil, “tüm varlık ve benlik” anlamındadır. “Mescidi Haram” ise İbrahim zamanından bu yana Müslimlerin üzerinde oldukları hedef ve staratejiyi temsil etmektedir. İlk kıblenin hedefi olan yardımlaşma, öğüt ve uyarı ile 11 yılda büyük oranda başarıya ulaşılmış, Medine’de Müslim bir toplum oluşmuştur. Şimdi oluşan bu toplum çerçevesinde, İbrahim’den bu yana Mescid-i Haram ile temsil edilen ve Hz.Muhammed’in de üzerinde bulunması istenen kıble işaret edilmektedir. Bakara 144’teki kıble değişikliği aynı zamanda Medine’de kurulan Müslim devletin de ilanıdır. Bu kıble değişikliği ile Müslimler artık devlet şeklinde örgütlenecekler ve devlete hakim olması gereken ilkeler hayata geçirilecektir. Şimdi yeni kıblenin ne olduğuna bakalım?
Kıble/hedef olarak işaret edilen “Mescidi Haram”ın temsil ettiği anlamı çözdüğümüzde yeni kıble de kendiliğinden ortaya çıkmış olacaktır:
İbrahim, toplumundan kurtarıldıktan sonra Mekke’ye gelmiş ve burada oğlu İsmail ile Mescid-i Haram’ı inşa etmişti. Aşağıdaki ayetten kabul olduğunu anladığımız İbrahim’in bir duası şöyle idi:
Ve bir zaman İbrâhîm, “Rabbim! Burasını güvenli bir belde kıl, halkını; onlardan Allah'a ve son güne inananları meyvalarla rızıklandır” demişti. O [Allah] dedi ki: “Küfreden kimseyi dahi çok az kazançlandırırım, sonra da onu ateşin azabına sürüklerim. Ve ne kötü varılacak yerdir!” (Bakara, 126)
Mekke’deki evin Kur’an’da Mescidi Haram/dokunulmaz mescid olarak anılmasının sebebi, İbrahim’in “Rabbim! Burasını güvenli kıl” şeklindeki duasının kabul edilmesi olsa gerektir.
Şüphesiz, insanlar için mübarek ve âlemlere yol gösterme olarak konulan ilk ev, Bekke'dekidir [Mekke'dekidir]… (Ali İmran, 96-97)
Bu ayet, Mescid-i Haram’ın “insanlara yol gösterme” amacıyla kurulmuş olduğu söylemektedir. Yol gösterme ancak eğitim öğretim ile olur. Buradan da anlaşılıyor ki Mekke’deki ev eğitim öğretim amaçlı kurulmuş ilk okuldur.
İbrahim ve İsmail beyti/evi inşa ettikten sonra ettikleri bir dualarında da şöyle derler:
Ve hani İbrâhîm ve İsmâîl Beyt'ten temelleri yükseltirler: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur, şüphesiz Sen en iyi işitenin, en iyi bilenin ta kendisisin. Rabbimiz! Bizim ikimizi Senin için islâmlaştıran kıl. Soyumuzdan da senin için islâmlaştıran bir ümmet kıl [getir].2 Ve bize kulluk yöntemlerini göster, tevbemizi de kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri çokça kabul edenin ve çok merhametli olanın ta kendisisin. Rabbimiz! Bir de onlara içlerinden bir peygamber gönder ki, onlara Senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti [zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri] öğretsin, onları arındırsın. Hiç şüphesiz Sen, azîz'in, hakîm'in ta kendisisin. (Bakara, 127-129)
İbrahim ve İsmail Mekke’deki evi/okulu inşa ettikten sonra “Rabbimiz bizden kabul buyur” diyerek okulu Rabblerine özgülemişler ve “Rabbimiz! Bir de onlara içlerinden bir peygamber gönder ki, onlara Senin ayetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti [zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri] öğretsin” demiştir. Bir sonraki ayet İbrahim’in duasının kabul edildiği anlaşılmaktadır (Bakara, 130). Kabul olunan bu dua ile gönderilen peygamber Hz.Muhammed, kitap da Kur’an olmuştur (Bakara, 150,151). Bu durumda Mescid-i Haram’ın temsil ettiği anlam, kitabı ve hikmeti/zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş yasa, düstur, ilkeleri öğrenmektir. Bu da salatın zihni yönünün ifa edilmesi ile gerçekleşecektir.
Bu durumda Mescid-i Haram’ın temsil ettiği kıble: Kitabı3 ve hikmeti/zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş yasa, düstur, ilkeleri öğrenmektir.
Son durumda Mescid-i Haram’ın temsil ettiği anlam milletlere/devletlere hedef olarak gösterilmektedir:
Ve Biz bir zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma/dönüş yeri ve bir güven yeri kılmıştık. –Siz de İbrâhîm'in makamından bir musallâ edinin.– Ve Biz İbrâhîm ile İsmâîl'e, “Beytimi, dolaşanlar, ibâdete kapananlar ve secde edenler, rükû edenler için tertemiz tutunuz” diye ahit almıştık. (Bakara, 125)
Musalla, salatın ikame edildiği/desteği oluşturulduğu yerdir. Salatın ikame edildiği yer bir ülke ise “musalla” devlettir. Bakara 125’teki “İbrahim’in makamından musalla edinin” cümlesini açıklayabilemek için önce İbrahim’in makamının ne olduğunu bulmamız gerekecek. Şimdi Ali İmran 95-97’ye bakalım:
De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hanîf olarak İbrâhîm'in dinine uyun. Ve o, müşriklerden değildi. Şüphesiz, insanlar için mübârek ve âlemlere yol gösterme olarak konulan ilk ev, Bekke'dekidir [Mekke'dekidir]. Onda apaçık deliller; İbrâhîm'in makamı vardır. (Ali İmran, 95-97)
Ali İmran 95’te “hanif olarak İbrahim’in dinine uyun” deniyor. Haniflik, Allah’ı eksikliklerden arındırıp yanlış inanış ve düşüncelerden dönerek, Rabbinin Allah olduğunu anlamak ve kabul etmektir. İbrahim yaşadığı müşrik toplumda aklını işletmiş ve öğrendikleriyle toplumunun yerleşik düzenine karşı çıkmış, baş kaldırmıştır. Toplumunun putlarını kırmış, hükümdarı ile tartışmış, bütün bir toplumu karşısına almıştır. Bu anlamda İbrahim’in makamı; haniflik makamıdır. Haniflik makamı, şirke, tağuta, zulme, bogunculuğa baş kaldırma makamıdır. “İbrahim’in makamından musalla edinmek” ise; Mescidi Haram’a gelenler, kitabı ve hikmeti öğrensinler burada yanlış inanış ve düşüncelerini terkedip bilgilensinler, bilinçlensinler ve toplumlarına dönerek salatı ikameyi/destek oluşturmayı esas alan bir millet ve devlet oluşturmak için çalışsınlar, demektir.
Buraya kadar yazdıklarımızın pratikteki uygulama şekli ile söylersek; bugün uygulandığı şekli ile sadece “Müslümanlar!” değil, gücü yeten tüm insanlar Mescidi Haram’a/Kabe’ye davetlidir (Ali İmran, 96-97-Maide 97-Hacc 25-29). Kabe'ye hacca gelenler eğitim öğretim amacıyla kurulmuş ilk okul olan Kabe’de kitabı ve hikmeti öğrenecekler ülkelerine dönerek Müslim devleti kurmak için cihad edeceklerdir. Böylelikle Musa, İsa ve Muhammed’den önce gelen İbrahim’in şahsında tüm insanlar İslam'a davet edilmektedir.
1.Hakkı Yılmaz, a.g.e cilt 9, sf. 249 2.İslamlaştıran ümmet, İslam milleti ya da İslam devleti değil, Müslim devlettir. 3.Esas itibarile Muhammed’e vahyedilen iki kapak arasındaki sayfaların adı “Okuma”dır. Kitap bu “Okuma”nın içinde bir bölümdür. Genel itibarile Allah’tan başka ilah olmadığını, Allah’tan başkasına kulluk edilmemesi gerektiğini, Allah’ı arındırarak yalnızca O’na kulluk edilmesi gerektiğini anlatan surelerden oluşur.
|
| Son Güncelleme: Pazar, 27 Kasım 2011 13:30 |
Kıble/Hedef














