| Okuyan mı Bilir, Çalışan mı Bilir? |
|
|
|
| Pazar, 21 Ağustos 2011 03:13 |
|
Şimdi bir metin okuyalım: Bayağı yayın balığı suyun ortasında ve suyun dibinde beslenir. Yaşlı balıkların eti tatlı olmadığı için belli bir yaşa kadar yenilmesi gerekir; o zaman tadı dana etini andırır. Metne göre, bayağı yayın balığı suyun ortasında ve dibinde beslenir. Biz bayağı yayın balığını yaşam ortamında gözlemediğimiz için suyun ortasında ve dibinde beslendiğini bilmiyoruz. Bu yazı ile böyle olduğunun haberini alıyoruz. Yazıda balığın tadının dana etini andırdığı söyleniyor. Yine biz tadına bakmadığımız için etin tadının dana etini andırdığının haberini alıyoruz. Şimdi bir metin daha okuyalım: Vücut ısılarını sabit tutamadıkları için, vücut ısıları dış ortamın ısısına bağlı olarak değişkendir. Tümü akciğerleriyle solunum yapar ve yumurtlayarak ürerler. Bilenleri tenzih ediyorum. Ama çoğunluk bu yazıda hangi hayvandan bahsedildiğini bile anlamadı. Bu yazıda sürüngenlerden bahsediyor. Vücut ısıları dış ortamın ısısına bağlı olarak değişkenmiş. Bunu öğrenmek için belki aylarca sürüngenleri izlediler, termometreleri hayvanların vücutlarına yerleştirdiler. Akciğerleriyle solunum yaptıklarını öğrenmek için de sanırım ölü bir sürüngenin içini açtılar ve akciğerleri olduğunu gördüler. Biz bunların hiç birini yapmadık. Bu metni yazan sürüngelerin burada yazan özelliklerini öğrenmiş, biliyor ama biz sadece bunlardan haber alıyoruz. Yukarıda yazdıklarımız, okuduğumuz her kitap için geçerlidir. Yazarı yazdıklarını ve konuyu bilendir. Ama biz haberdar olanızdır. Bunu okuldayken okuduğumuz metinleri anlamakta çektiğimiz zorluktan, aklımızda tutmak için ezberlemek zorunda kalmamızdan da anlayabiliriz. Ezberlemekle öğrenemeyiz. Nitekim ezberlediklerimiz aklımızdan bir müddet sonra uçar gider. Ancak öğrenmek böyle değildir. Kişi üzerinde çalıştığı konu ile ilgili, deneme yanılma yöntemini kullanır, gözlem yapar ya da bir takım teknik araçlar kullanır ve elde ettiği verilerle üzerinde çalıştığı konuyu öğrenir. Ve insan öğrendiği birşeyi unutmaz. Tarih/geçmişi bilmek diye bir şey mümkün değildir. Tarih her zaman haberdir. Ama ders alınacak önemli bir haberdir. Televizyonda izlediklerimiz hep haberdir. Hepsi bir müddet sonra uçar gider. Belki hergün televizyon seyrediyoruz, haberler dinliyoruz. Ama 1992 ya da 2002 yılında Başbakan kimdi dersek kaç kişi yanıt verebilir. Kişi öğrenmiş olsaydı unutmazdı. Biz hergün televizyon seyrediyoruz ama herşeyi unutuyoruz. Yine internetten okunanlar da haberdir. Öğrenmek için kendimiz çalışmalı ve çaba sarfetmeliyiz. Kur’an da bir kitaptır. Bu anlamda Kur’an da sadece okunarak öğrenilemez. Eğer sadece okunursa Kur’an bir öğüttür. Okumak ilk adımdır ama devamını getirip çalışmak gerekir. Bir konuyu alıp aynı konunun geçtiği diğer ayetleri gözden geçirmek, çelişkili gibi duran ayetler varsa bunların sebeplerini araştırmak, enine boyuna düşünmek, tartmak, artıları eksileri hesaplamak, kısaca tefekkür etmek gerekir ki ele aldığımız konuyu öğrenelim. Bugünkü eğitim sitemimiz çocuklara bir şey öğretmemekte sadece ezberletmektedir. Bu sanırım bütün dünya için geçerli. Bu da aslında cehaletin boyutlarının ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Boş okuyan değil, okuyup çalışan bilir. Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. (Necm, 39)
|
| Son Güncelleme: Perşembe, 17 Kasım 2011 23:06 |
Okuyan mı Bilir, Çalışan mı Bilir?














