You are here: Anasayfa Riba-Faiz
Riba-Faiz PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 06 Ekim 2011 18:26

O ribayı; emeksiz, risksiz, çalışıp çabalamadan kolayca elde edilen kazançları yiyen şu kişiler, şeytânın bir dokunuşuyla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu, şüphesiz onların, “Alış-veriş, riba gibidir” demeleriyledir. Oysa ki, Allah, alış-verişi helâl, bu ribayı harâm kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah'adır. Ve kim ki yeniden dönerse, işte onlar ateşin dostlarıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.

Allah, ribayı yok eder, sadakaları da artırır. Allah, tüm aşırı nankör ve günâhkâr kimseleri sevmez. (Bakara, 275-276)

Riba, “artma, şişme, çoğalma” demektir. Mal varlığındaki karşılıksız artıştır. Bugün en yaygın şekli ile, ödünç verilen para üzerinden, geçen zaman dolayısile faiz almak ribadır. Ancak “riba” kavramı faizden daha geniş bir kavramıdır. Eğer bir çalışma ve çaba olmaksızın mal varlığında bir artış varsa bu ribadır.

Allah’ın ayetleri üzerinden çalışıp çabalamadan, emek harcamadan kazanç elde edilemez.

Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. (Necm, 39)

Bugünkü haliyle faiz, ödünç verilen paradan para kazanmaktır. Sadece zaman geçtiği için, ana paranın üzerinden para kazanılmaktadır. Zamanın geçmesi için kimse bir çaba harcamaz, emek sarfetmez. Zaman, dünyanın kendi etrafında ve güneş etrafındaki hareketlerinin sayılmasıyla meydana gelir. Dünyanın hareketleri Allah’ın ayetidir. Bu anlamda hiçbir emeği, çabası olmaksızın geçen zaman üzerinden faiz almak ribadır.

Ribayı sadece bugünkü “faiz” adı altında alınan para ile sınırlı tutmamak gerekir. Tarihin çeşitli dönemlerinde insanlar kendilerine çalışıp çabalamadan para kazanma yolları aramışlardır. Bunların tümü ribadır. Bugün islami bankaların “faiz” adını kullanmayıp, “kar payı” adı altında ana para üzerinden verdikleri fazlalık da ribadır. Çokça riba eşittir faiz olarak anlaşıldığı için, bunu gören bir takım akıllılar, gerçeğin üzerini nasıl örteriz diye düşünmüşler, çareyi verdikleri fazlalığın adını “faiz”den “kar payı”na çevirmekte bulmuşlardır. Yaptıkları hileye ne kendileri inanmakta ne de onlara para yatıranlar inanmaktadır. Çalışıp çabalamadan, ana para üzerine eklenen fazlalıkları da afiyetle yemektedirler.

Kapitalizmi ayakta tutan faizdir. Bugün geldiğimiz noktada bankalara borcu olmayan ve faiz ödemeyen kimse neredeyse yok gibidir. Geçim sıkıntısı çeken halk, alın teriyle kazandığı üç kuruşu da bankalara kaptırmaktadır. Faiz ödemekten ana para bitmemekte, ana paranın kat kat üstünde faizler halktan tahsil edilmektedir.

Ey iman etmiş kimseler! Kat kat artırılmış olarak ribayı; emeksiz, hizmetsiz, risksiz kazancı yemeyin. Kurtuluşa ermeniz için Allah’ın koruması altına girin. (Ali İmran, 130)

Bu sosyal yara, halkın yaşam standardını düşürmekte, aileleri dağıtmakta, intiharlara neden olmaktadır. Halkın emeğini yiyen kirli insanların istifindeki para ise her gün biraz daha artmaktadır.

Kur’an’da köle olarak çevrilen kelimenin aslı “rakabe”dir ve “boyun” demektir. Boyunduruk altında olmak buradan gelir. Boyunduruk; çift süren veya arabaya koşulan hayvanların birlikte yürümelerini sağlamak için boyunlarına geçirilen bir tür ağaç çemberdir. Boyunduruğun en ağır şekli, 20. Yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren, kişinin fiziksel olarak da esaret altında olduğu köleliktir. Esaret, asıl sonucunu bireysel hak ve özgürlükleri kullanamamakta kendisini gösterir. Hak ve özgürlüklerin kullanılmasına engel olan her türlü uygulama boyunduruktur. Çalıştığı ve ödediği halde bir türlü bitmeyen bir borç kişiyi boyunduruk altına sokmakta, sırtına haksız bir biçimde yüklenen bu borç yüzünden kişi, hayatını bu faizi ödeyebilmek için çalışarak geçirmektedir. Bu da kişinin aynı miktarda para ile elde edebileceği hak ve özgürlüklerden mahrum kalmasına neden olmaktadır. Bu itibarla bugün kişilerin fiziksel esareti söz konusu olmasa da, faiz yükü ile ezilen kitlelerin, bireysel hak ve özgürlükleri ellerinden alınmış durumdadır.

Buraya kadar anlattıklarımız bireysel borçlanma ve bunun üzerinden alınan ribaya/faize ilişkindir. Boyunduruğun en ağırı ise devlet eliyle kendi vatandaşlarının boynuna geçirilmektedir. Faizle borçlanan ülkeler, faiz yükünü bütün bir halkın üzerine yıkmakta, bütün bir ülke sırtlarına devlet eliyle yüklenen bu faizi ödemek için çalışmaktadır.

Hak ve özgürlükleri ellerinden alınan, haksız bir şekilde borç yükü altına sokulan halkta ise bu haksızlığa bir karşı duruş yoktur. Aldatanla aldanan arasında bir fark yoktur. Görev adaleti ayağa dikmekse, bu yediden yetmişe herkesin görevidir. Bu haksız düzene isyanı olmayan, karşı çıkışı olmayan, söyleyecek sözü olmayan, bu sistemin adamıdır. Ezilenler çoğunlukta ve üstelik de haklı iken boyunduruğa bir baş kaldırı sergilemiyorsa, üstüne üstlük bu düzeni ve bu düzenin adamlarını her geçen gün daha da fazla destekliyorsa, bu düzenin vebalini de taşıyacaklardır. Her kişi kendi bireysel sorumluluğunun farkına varmalı ve gereğini yerine getirmeli. Cehalet, kader değildir. İsteyen ve çalışan herkes cehalet perdesini yırtabilir.

Esaret zincirleri kırılıp kapitalist sistem top yekün tarihe gömülmeden özgürlük de olmayacaktır.

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz

Son Güncelleme: Perşembe, 06 Ekim 2011 20:50
 

Image Gallery

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün18
mod_vvisit_counterDün57
mod_vvisit_counterBu hafta193
mod_vvisit_counterGeçen hafta476
mod_vvisit_counterBu ay1331
mod_vvisit_counterGeçen ay3707
mod_vvisit_counterToplam19553

We have: 1 guests, 1 bots online
Bugün: Şub 23, 2012