| Süleyman ve Sebe Melikesi |
|
|
|
| Cumartesi, 01 Ekim 2011 19:36 |
|
Derken, çok beklemeden o [Hüdhüd] geldi de “Ben, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana çok doğru ve önemli bir haber getirdim. Şüphesiz ki, onlara [Sebelilere] hükümdarlık eden, kendisine her şeyden verilmiş ve çok büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum. Onu ve toplumunu, Allah’ın astlarından Güneş’e boyun eğip teslimiyet gösterirler; taparlar buldum. Şeytan da göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a boyun eğip teslimiyet göstermesinler; kulluk etmesinler diye kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için de onlar kılavuzlanan doğru yolu bulamıyorlar. —Allah; kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayandır, büyük arşın sahibidir.-” dedi. (Neml, 22-26) Bu ayetlerde “Onlara [Sebelilere] hükümdarlık eden, kendisine her şeyden verilmiş ve çok büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum” cümlesindeki taht (Arapçası arş), egemenlik, hakimiyet ve hükümdarlığın simgesidir. Sebe melikesi çok büyük bir ülkede egemenlik ve hakimiyet kurmuştur. “Onu ve toplumunu, Allah’ın astlarından Güneş’e boyun eğip teslimiyet gösterirler; taparlar buldum” cümlesi, bu toplumun imani açıdan Allah’a ortak koştuğunu göstermektedir. İlerleyen ayetlerde göreceğiz ki Süleyman ile Sebe melikesi savaşacaklardır. Normal hayat koşullarında bir toplumun iman açısından Allah’a ortak koşması savaş sebebi değildir. Ancak elçiler hayattayken durum farklıdır. Elçi, muhatap olduğu topluma Allah’ın sözünü ilettiği için bu söze muhalefet savaş sebebidir. Ayrıca Allah’a inanç açısından ortak koşmak, büyük çoğunlukla Allah’ın hükümlerine de ortak koşmayı beraberinde getirir. O [Süleyman] dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız. Şu mektubumu götür, onu kendilerine bırak, sonra onlardan biraz geri çekil de bak, neye dönecekler.” (Neml, 27-28) O [Süleyman’ın mektubunu alan Sebe’ melikesi]: “Ey ileri gelenler! Şüphesiz ki bana kesinlikle çok saygın / şerefli bir mektup bırakıldı. Şüphesiz ki o [mektup], Süleyman’dandır ve ‘Bana karşı büyüklük taslamayın, teslimiyet göstererek / Müslüman olarak bana gelin!’ diye yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden, engin merhamet sahibi Allah adınadır” dedi. (Neml, 29-31) “Bana karşı büyüklük taslamayın, teslimiyet göstererek / Müslüman olarak bana gelin!” cümlesi ile Sebe melikesi’nden, toplumsal düzende Müslimliğin/düzeltici ilke ve kanunların uygulanması istenmektedir. Burada Sebe melikesi iman açısından zorlanmamakta, Müslimliğin/düzeltici ilke ve kanunların, toplumsal düzene uygulanması istenmektedir. O [Melike] dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bu işimde bana fetva verin. Siz bana tanık olmadan hiçbir işi kestirip atmam.” (Neml, 32) Onlar [İleri gelenler] dediler ki: “Biz, kuvvet sahibiyiz ve savaşmayı çok iyi bilen kimseleriz, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün!” (Neml, 33) Sebe melikesi, Süleyman’ın mektubuna karşı ileri gelenlere danışmış onlar da, mektubun kabul edilmemesini savaşmaya güçlerinin yettiğini, “Biz, kuvvet sahibiyiz ve savaşmayı çok iyi bilen kimseleriz” cümlesiyle belirtmişlerdir. O [Melike]: “Hiç şüphesiz ki krallar bir memlekete girdikleri zaman hemen orayı bozarlar ve halkının ulularını aşağılarlar. Onlar da böyle yapacaklardır. Ben onlara bir hediye göndereyim de bakalım gönderilenler [elçiler] ne ile dönecekler!” dedi. (Neml, 34-35) Sebe melikesi de ileri gelenlerin görüşlerine katılarak, Müslimliği uygulamayı reddetmiş, savaşmayı göze almıştır. Ancak “hiç şüphesiz ki krallar bir memlekete girdikleri zaman hemen orayı bozarlar ve halkının ulularını aşağılarlar. Onlar da böyle yapacaklardır” diyerek Süleyman’dan çekindiğini belirtmiştir. Süleyman’ı kararından döndürmek, yumuşatmak için hediyeler göndermiştir. O [Elçi] Süleyman’a gelince o [Süleyman]; “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? İşte, Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Tersine siz, hediyenizle böbürlenirsiniz. Onlara geri dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, kesinlikle hor ve aşağılanmış olarak çıkarırız!” dedi. (Neml, 36-37) Süleyman bu hediyelerin kendisini kararından döndürmeyeceğini ve gözünü boyamayacağını belirterek, “İyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, kesinlikle hor ve aşağılanmış olarak çıkarırız!” diyerek, savaş ilan ettiğini açıklamıştır. O [Süleyman] dedi ki: “İleri gelenler! Onlar teslim olanlar olarak bana gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirir?” (Neml, 38) Taht/arş, egemenlik, hakimiyet ve hükümdarlığın simgesidir. “Hanginiz onun tahtını bana getirir?” cümlesi, hanginiz Sebe melikesinin egemenliğine ve hakimiyetine son verir ve onun egemenliğindeki toprakları benim hakimiyetime sokar demektir. Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Ve hiç şüphesiz ben onun üzerine güçlü ve güvenilirim” dedi. (Neml, 39) Süleyman’ın tanımadığı bir kimse, senin iktidarın sona ermeden bu işi hallederim, der. Kitap’tan yanında bilgi olan kimse: “Ben onu sana bakışın kendine dönmeden önce getiririm” dedi. Sonra o [Süleyman] onu [Melike’nin tahtını] yanında durur bir hâlde görünce: “Bu, kendime verilen nimetlerin karşılığını ödeyecek miyim, yoksa iyilikbilmezlik mi edeceğim diye beni belâlandırmak için Rabbimin fazlındandır. Ve kim kendisine verilen nimetlerin karşılığını öderse hiç şüphesiz kendisi için karşılığını öder. Kim de iyilikbilmezlik ederse hiç şüphesiz ki Rabbim çok zengin ve Kerim’dir.” (Neml, 40) Kitaptan yanında bilgi bulunan kimse, bu işi daha çabuk halledebileceğini belirtir. Ve dediğini yapar. “Sonra o [Süleyman] onu [Melike’nin tahtını] yanında durur bir hâlde görünce” cümlesi, Kitaptan bilgi sahibi olan kimsenin sözünü yerine getirdiğini, Sebe melikesi’ni yenerek egemenliğine son verdiğini, bu toprakların Süleyman’ın egemenliğine girdiğini göstermektedir. Bundan sonra Süleyman, “Bu, kendime verilen nimetlerin karşılığını ödeyecek miyim, yoksa iyilikbilmezlik mi edeceğim diye beni belâlandırmak için Rabbimin fazlındandır” demiştir. Burada Süleyman, hükümdarı olduğu bu toprakları kendi menfaati için yönetirse nankörlerden olacağını, halkın menfaatleri için yönetirse şükredenlerden olacağını belirtmiştir. O [Süleyman] dedi ki: “Onun için tahtını belirsizleştirin, bakalım o, kılavuzlanan yolu bulanlardan mı yoksa kılavuzlanan doğru yolu bulmayanlardan mı olacak!” (Neml, 41) “Onun için tahtını belirsizleştirin”, cümlesi, bundan önce uygulanan egemenlik ve hakimiyet ilkelerini değiştirin, Müslimliğin toplumsal düzene ilişkin ilkelerini uygulamaya koyun, demektir. O [Melike] geldiği zaman, “Senin tahtın böyle mi?” dendi. O [Melike]: “Sanki bu, odur. Ve bize ondan önce bilgi verilmiş ve biz teslim olanlar / Müslümanlar olmuş idik.” (Neml, 42) Melike savaşta yenilmiş, esir bir hükümdardır. Sebe ülkesi ele geçirilip, toplumsal düzene ilişkin ilkeler değiştirildikten sonra Sebe melikesi getirilir. “Senin tahtın böyle mi?”, yani senin yönetimin, yönetim ilkelerin böyle mi diye sorulur. Melike’nin cevabını okumadan önce Neml 34’deki söylediklerini hatırlayalım: “Hiç şüphesiz ki krallar bir memlekete girdikleri zaman hemen orayı bozarlar ve halkının ulularını aşağılarlar. Onlar da böyle yapacaklardır”. Neml 34’te böyle diyen Melike, esir olduğu için, canının alınacağını ya da hapse atılıcağını düşünmektedir. Canını kurtarmak ya da hapse girmemek için yalan söyler. “Sanki bu, odur. Ve bize ondan önce bilgi verilmiş ve biz teslim olanlar / Müslümanlar olmuş idik”. Bu söylediklerinin yalan olduğu bir sonraki ayetten anlaşılmaktadır. Ve onu, Allah’ın astlarından taptığı şeyler alıkoymuştu. Şüphesiz ki o Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini örtenler toplumundandı. (Neml, 43) Şimdi kısasının son ayetine bakalım: Ona “köşke gir!” denildi. Sonra o, onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. O [Süleyman]; “Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir” dedi. O [Melike]; “Rabbim! Ben gerçekten kendime haksızlık etmiştim. Süleyman ile beraber, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” dedi. (Neml, 44) Biz Muhammed Suresi 4’ten biliyoruz ki, savaş esirleri karşılıksız olarak ya da fidye karşılığı salınır. Burada da Melike canının alınacağını ya da hapse atılacağını zannederken ona ikamet etmesi için güzel bir köşk verilir. Bunun üzerine Melike, “Rabbim! Ben gerçekten kendime haksızlık etmiştim. Süleyman ile beraber, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” der.
|
| Son Güncelleme: Çarşamba, 19 Ekim 2011 21:14 |
Süleyman ve Sebe Melikesi














