You are here: Anasayfa Tövbe Suresi İlk Necmi (1-19 Ayetler)
Tövbe Suresi İlk Necmi (1-19 Ayetler) PDF Yazdır e-Posta
Salı, 08 Kasım 2011 18:15

“Mukatta Harfler Kur’an’ın Fihristidir” yazımızda Kur’an’ın kasıtlı olarak karıştırıldığından bahsetmiştik. Tövbe Suresi’nin ilk necminde (1-19 ayetler) bu karışıklığa tekrar tanık oluyoruz. Necmin ortak koşanların cezalandırılmasını emreden ve savaş emri veren ayetleri, mushafı düzenleyenlere ve düzenletenlere ağır gelmiş olmalı ki necmi karıştırmışlar. İlk 19 ayetin sırası şöyledir: (1-2-3-4-5-6-11-7-8-9-10-12-14-15-16-17-18-19). Bu necmde düzenlenen 13. Ayetin buraya ait olmadığını düşünüyoruz. Bu ayet anlam bilgisi bakımından Mümtehine 1. Ayetten sonra 2. Ayet olarak düzenlenmelidir. 13. Ayetle ilgili açıklama yazı içinde yapılacaktır. Anlam bilgisi açısından yaptığımız bu tespitlerin Arap dili bilginlerince teknik açıdan da doğrulanması gerekmektedir.

Bedir, Uhud ve Hendek Savaşları’ndan sonra Mekkeli müşrikler bütün güçlerini yitirmişlerdi. 629 yılında Muhammed peygamber ve askerleri Mekke’yi fethedip kendi yurtlarına/devletlerine kattılar, Mekke’de hakimiyet kurdular. Mekke’nin fethedildiği yıl ve bir sonraki yıl Muhammed peygamber hac yapmadı. Haccı 631 yılında yaptı. Onun katılımı dolayısile bu hac, ayette “haccı ekber/büyük hac” olarak anılmaktadır. Muhammed peygamber, hac için gittiği Mekke’de aşağıdaki ültümatomu ilan etti:

1.Müslimliğin Hakim Olduğu Yurtta Ortak Koşanlara Ültimatom:

Allah'tan ve Elçisinden ahitleştiğiniz ortak koşanlara bir ültümatom: “Artık yeryüzünde dört ay daha rahat dolaşın. Ve kesinlikle kendinizin, Allah’ı aciz bırakan olmadığını ve kesinlikle, Allah’ın, Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini örten kimseleri rezil, rüsva eden olduğunu bilin.” 1-2

Ayette geçen “ahitleşme/sözleşme” kelimesi Müslimlik şartlarında kurulan bir devlette Müslimliğin yasa ve kurallarına uymak için ahitleşme, Müslim devleti kabul etme anlamındadır. Bugünkü anlamda, bu ahitleşme anayasal düzeni ve kanunları anlatır.

Ve “en büyük hac” günü, ortak koşanlardan ahitleştiğiniz, size hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiçbir kimseyle yardımlaşmamış kimseler hariç, şüphesiz Allah’ın ve O’nun elçisinin ortak koşan kimselerden ilişiksiz olduğuna dair Allah’tan ve Elçi’sinden insanlara bir bildiri: “Artık eğer hatadan dönerseniz, bu, sizin için hayırlıdır. Ve eğer sırt çevirirseniz o zaman şüphesiz kendinizin, Allah'ı acizleştiren olmadığını biliniz.” Şu Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini örten kişilere de acıklı bir azabı müjdele! Artık siz de müddetlerine kadar kendilerine verdiğiniz sözlerinizi tamamlayın. Şüphesiz Allah, Kendisinin koruması altına girmiş kişileri sever. 3-4

Buna göre; “Ve “en büyük hac” günü, ortak koşanlardan ahitleştiğiniz, size hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiçbir kimseyle yardımlaşmamış kimseler hariç cümlesi, İslam olmayan/mümin olmayan, iman açısından ortak koşan, ancak Müslim devletin yasa ve kurallarına riayet eden kimseler demektir. Bunlar Müslim devlette rahatça yaşabilirler. Onlar aleyhine bir yol yoktur. Ancak Müslim olduğunu söyleyerek yurtta bozgun çıkaran, Müslim devletin yasalarını ve ilkelerini zedeleyen kimseler bu hükmün dışındadır. Buna göre;

Şu dokunulmaz kılınmış aylar; hac ayları çıktığı zaman da o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde onlar için oturun. Artık, eğer tövbe ederlerse, salâtı ikame ederlerse; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa ve zekâtı; vergilerini verirlerse artık onların yollarını serbest bırakın. Şüphesiz Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir. 5

Müslim devletin yasa ve kurallarını kabul ettiğini söyleyen, ancak sonradan yurtta bozgun çıkaran, yurdu parçalamaya çalışan, Müslimliği ortadan kaldırmaya çalışanları “Şu dokunulmaz kılınmış aylar; hac ayları çıktığı zaman da o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde onlar için oturun”. Bu ayetler Müslim devletin iç nizamına ilişkin cezalandırma yetkisini kullanmasını anlatmaktadır. Ancak; “Artık, eğer tövbe ederlerse, salâtı ikame ederlerse; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa ve zekâtı; vergilerini verirlerse artık onların yollarını serbest bırakın”. Müslim devletin iç nizamına ilişkin yasa ve kurallara uyarlarsa, salatı ikame edip, vergilerini verirlerse serbest bırakın, denmektedir.

Eğer ortak koşanlardan herhangi biri aman dilerse, Allah'ın kelâmını dinlemesi için ona aman ver. Sonra onu güvenli yerine ulaştır. Bu, şüphesiz onların bilmeyen bir toplum olmaları nedeniyledir. 6

Eğer ortak koşanlar yakalandıktan sonra aman dilerse/suçlarının bağışlanması isterse, onlara Müslim devletin yasalarını okuyun.

Bundan sonra eğer tövbe ederlerse, salâtı ikame ederlerse; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa ve zekâtı; vergilerini verirlerse, artık onlar, dinde kardeşlerinizdirler. Ve Biz, âyetleri, bilen bir toplum için ayrıntılı olarak açıklıyoruz. 11

Sonra, “Artık, eğer tövbe ederlerse, salâtı ikame ederlerse; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa ve zekâtı; vergilerini verirlerse artık onların yollarını serbest bırakın”. Eğer yasalara, kural ve kaidelere uyarlarsa, salatı ikame edip, vergilerini verirlerse serbest bırakın.

Bu ayetlerde bahsedilen, kurulan toplumsal düzeni bozucu faaliyetlere izin verilmemesi gerektiği ve bu faaliyetlerin en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğidir. Bu bölüm, “Allah'tan ve Elçisinden ahitleştiğiniz ortak koşanlara bir ültümatom” diyerek başlamıştı. Ültümatom burada bitiyor ve başka bir konuya geçiliyor.

2.Müslim Olmayan Ülkeler İle İlişkiler:

Mescid-i Haram yanında ahitleştikleriniz hariç, o ortak koşan kimseler için Allah katında ve elçisi katında herhangi bir ahit nasıl olabilir? Artık onlar size karşı, doğru durdukça siz de onlara karşı doğru olun. Şüphesiz Allah, Kendisinin koruması altına girmiş kişileri sever. 7

“Mescid-i Haram yanında ahitleştikleriniz hariç, o ortak koşan kimseler için Allah katında ve elçisi katında herhangi bir ahit nasıl olabilir?” Ahitleştikleriniz hariç/egemenliğiniz hakimiyetiniz altındaki topraklar dışında Müslim olmayan, ortak koşan ülkeler; onlar ile aranızda bir antlaşma olamaz. “Artık onlar size karşı, doğru durdukça siz de onlara karşı doğru olun”. Ancak;

Nasıl olabilir ki? Ve eğer onlar, size üstünlük sağlarlarsa, sizin hakkınızda bir yemin ve antlaşma gözetmezler. Ağızlarıyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, kalpleri ise dayatır. Ve onların çoğu hak yoldan çıkmış kimselerdir: Onlar, Allah’ın âyetlerini çok az bir bedelle sattılar da O’nun (Allah’ın) yolundan alıkoydular. Şüphesiz onlar, yapmış oldukları kötü olanlardır. Onlar, herhangi bir mü’min hakkında yemin ve antlaşma gözetmezler. Ve işte bunlar, haddi aşanların ta kendileridir. 8-10

“Nasıl olabilir ki? Ve eğer onlar, size üstünlük sağlarlarsa, sizin hakkınızda bir yemin ve antlaşma gözetmezler”. Doğru duracaklarına dair yemin edip antlaşma yapsalar dahi, bu antlaşmalara uymazlar. “Onlar, herhangi bir mü’min hakkında yemin ve antlaşma gözetmezler”.

Ve eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, vazgeçmeleri için o Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini örtme öncüleriyle hemen savaşın. Şüphesiz onlar için sözleşmeler diye bir şey yoktur. 12

Yaptıkları antlaşmaları ve yeminleri bozduklarında/bozarlarsa onlarla savaşın. Onlar yaptıkları sözleşmelere uymazlar, size kötülükle ellerini uzatırlar.

Dikkat edilirse, 5. ayette ahitleştikten yani Müslim devleti ve kanunlarını kabul ettikten sonra bozgunculuk yapanlar için “o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde onlar için oturun” ifadeleri kullanılmıştı. Bu ifadeler bir devletin iç nizamında cezalandırma yetkisi dahilinde yapabileceklerini anlatır. 5 ve 11. Ayetlerde kullanılan “salâtı ikame ederlerse; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa ve zekâtı; vergilerini verirlerse” ifadeleri de yine Müslim devletin iç nizamına ilişkin düzenlemelerdir. Yukarıdaki ayette ise “savaşın” ifadesi kullanılmıştır. Savaşmak, ancak iki farklı ülke arasında yaşanır. Buradan da yazımızın 1. Bölümündeki ayetlerin Müslim devletin kendi iç nizamına ilişkin olduğu, 2. Bölümün ise Müslim olmayan devletler ile ilişkileri anlattığı açıkça anlaşılmaktadır.

Mushafın kasıtlı olarak karıştırılmış olduğunu belirtmiştik. Aşağıdaki Tövbe Suresi’nin 13. Ayeti buraya ait değildir. Ayeti okuyalım:

Yeminlerini bozan, elçiyi yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce, size, kendileri başlayan bir toplumla savaşmaz mısınız? Yoksa onlara saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti mi duyuyorsunuz? Artık, eğer mü’min iseniz, Allah, Kendisine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti uymaya daha layık olandır. 13

Surenin ilk ayetinden 12. Ayete kadar yapılan anlatımlardan anlaşılacağı üzere bu ayetler Mekke’nin fethinden sonra inmiştir. Mekke Müslim devletin sınırlarına dahil edilmiş egemenliğine girmiş ki; Mekke’de yapılan haccda ahitlerine uymayanların cezalandırılacağı bildirilmiştir. Ardından gelen ayetlerde de Müslim olmayan devletlere nasıl davranılması gerektiği açıklanmıştır. 12. ayette antlaşmalarını ve yeminlerini bozan ortak koşanlara karşı savaş emri verilmişti. 13. Ayet ise henüz Mekke’nin fethedilmediği bir dönemde Medine’deki Müslimler, Mekke’li müşriklere karşı savaşmaya çağrılmaktadır. 12. ayetteki savaş emri, mushafı düzenleyenlerin ve düzenletenlerin işine gelmemiş olmalı ki, ortak koşanlara karşı savaşı emreden ayeti, geçmişte yaşanan bir olaya bağlayarak bu savaş emrinin üstünü örtmeye çalışmışlar. 12. Ayetten sonra 14 ve 15. Ayetlere geçilerek okunursa anlam bütünlüğü daha rahat görünebilir.

Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onları cezalandırsın ve onları rezil-rüsvay etsin. Sizi de, onlara karşı muzaffer kılsın ve mü’min bir toplumun göğüslerine şifa versin, göğüslerinin kinini gidersin. Allah dilediğinin tövbesini de kabul eder. Ve Allah, çok iyi bilendir, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen; sağlam yapandır. 14-15

Sizden çaba harcayanları, Allah’ın, elçisinden ve inananların astlarından sırdaş; can dostu edinmeyenleri Allah ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Ve Allah, yaptıklarınızdan çok iyi haberi olandır. 16

Ortak koşanlar, kendilerinin, Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini örtüşlerine kendileri şahit olup dururlarken Allah'ın mescidlerini imar etmeleri söz konusu olamaz. İşte onlar, işleri boşa gitmiş kimselerdir. Ve onlar Ateş içinde sürekli kalacaklardır. 17

Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, salâtı ikame eden; mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturan- ayakta tutan, zekâtı; vergisini veren ve sadece Allah'a saygıyla, sevgiyle bilgiyle ürperti duyan kimseler imar ederler. Artık işte onların, kılavuzlandıkları doğru yol üzere olan kimselerden olmaları beklenir. 18

Siz hac yapanın sulanmasını ve Mescid-i Haram'ın imar edilmesini, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden kimse gibi mi yapıyorsunuz? Bunlar, Allah katında eşit olamazlar. Ve Allah, şirk koşarak, küfrederek yanlış yapanlar toplumuna kılavuzluk etmez. 19

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz

Son Güncelleme: Perşembe, 17 Kasım 2011 01:35
 

Image Gallery

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün19
mod_vvisit_counterDün57
mod_vvisit_counterBu hafta194
mod_vvisit_counterGeçen hafta476
mod_vvisit_counterBu ay1332
mod_vvisit_counterGeçen ay3707
mod_vvisit_counterToplam19554

We have: 2 guests online
Bugün: Şub 23, 2012