You are here: Anasayfa Yusuf'un Gömleği- Aziz'in Karısı- Ailenin Kavuşması
Yusuf'un Gömleği- Aziz'in Karısı- Ailenin Kavuşması PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 22 Eylül 2011 18:52

–Andolsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar / isteyenler için nice Âyetler vardır.– (Yusuf, 7)

Yusuf Suresi, Yusuf’un hayatının çok büyük bir kısmını anlatmaktadır. Daha Yusuf küçük bir çocukken kardeşlerinin onu bir kuyuya atması, Yusuf’un bulunup köle olarak satılması, onu alan aile yanında büyümesi, ailenin hanımının Yusuf’tan yararlanmak istemesi, Yusuf’un hapse düşerek 5-10 sene kalması, daha sonra Mısır hükümdarı tarafından hazinelerin başına getirilmesi, hiç haberleri yokken kendisine küçük yaşta tuzak kuran kardeşlerine bu durumu haber vermesi ve tüm ailesine kavuşması.

Rabb; nimetlendiren, eğiten, öğreten, yarattıklarını belirli bir programa göre bir takım hedeflere götüren, demektir. Surenin ana teması şudur:

1.Allah’ın herkesin Rabbi olduğunun açıklanması.

2.Rabb kelimesinin, belirli bir programa göre bir takım hedeflere götüren, anlamına açıklık getirilmesi.

Yusuf’un Gömleği

Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, şüphesiz ben on bir yıldız, Güneş ve Ay’ı gördüm; onları bana boyun eğip teslimiyet gösterirlerken gördüm” demişti. (Yusuf, 4)

Yusuf bu vizyonu gördüğünde henüz ne anlama geldiğini bilmemektedir. Ancak babası Hz.Yakub daha önce Rabbinin ona öğretikleri sayesinde bu vizyonu çözmüş, kardeşleriyle ilgili Yusuf’a bir de tavsiyede bulunmuştur.

O [Babası]: “Yavrucuğum! Gördüğünü kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır. (Yusuf, 5)

Yakub, Yusuf’u çok sevmektedir. Diğer kardeşler de Yusuf’u kıskanmaktadır. Yakub bu kıskançlığın ileride bir problem yaratabileceğini düşünmektedir. Nitekim Yakub bu öngörüsünde haklı çıkmış, babalarının sevgisinin kendilerine yönelmesini isteyen kardeşler, Yusuf’u bir kuyunun dibine bırakmışlar ve dönüşlerinde babalarına şunları söylemişlerdir:

Onlar dediler ki: “Ey babamız! Şüphesiz biz yarış yaparak gittik. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yeyivermiş. Ve biz doğru kimseler olsak da sen bize inanmazsın.”

Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirdiler. O [babaları] dedi ki: “Tam tersine, nefisleriniz aldatıp size bir iş yaptırtmış. —Artık güzel bir sabır!- Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah'tır.” (Yusuf, 17-18)

Yakub, kardeşler arasındaki kıskançlığın da bir problem yaratacağını öngörmektedir. Bu sebeple kardeşlerin anlattığı “Yusuf’u kurt yedi” masalına inanmaz. Yusuf Suresi’nde üç yerde “gömlekle” karşılaşıyoruz. Buradaki üzerine kan bulaştırılmış gömlek, kardeşlerin gerçeğin üzerini örtmek için hazırladıkları bir kanıttır. Ancak Yusuf da Yakub da eğitilmektedir. Yakup, gömleğin, gerçeğin üzerinin örtülmesi anlamında olduğunu anlamıştır. Bunu üçüncü gömlek olayında göreceğiz. Ki gerçeğin üzerini örtmek, kafirlik demektir. Yusuf da kuyuya bırakıldığı sırada gömleğinin babasına götürüldüğünü görmüştür ya da işitmiştir. O da gömleğin gerçeğin üzerinin örtülmesi/kafirlik anlamında olduğunu bilmektedir. Bunu da ikinci gömlek olayında göreceğiz.

Yusuf kuyuya bırakıldıktan sonra bir kafile tarafından bulunur, köle olarak bir aile tarafından satın alınır. Bu ailenin yanında ergenlik çağına erişir. Evin hanımı şehvet duygusu ile Yusuf’dan yararlanmak ister. Aşağıdaki ayetler Yusuf’un bu durumdan kurtulmasını anlatmaktadır:

Ve ikisi de kapıya koştular. Hanım, onun gömleğini arkadan yırttı. Ve kapının yanında onun [hanımın] efendisiyle karşı karşıya geldiler. O [hanım]; “Senin ehline kötülük yapmak isteyen kişinin cezası, zindana atılmaktan veya acıklı bir azaptan başka ne olabilir?” dedi.

O [Yusuf]: “O, benden, kendimden yararlanmak istedi” dedi. Ve onun [hanımın] ehlinden bir şahit şahitlik etti: “Eğer onun [Yusuf’un] gömleği önden yırtılmış ise o [hanım] doğru söylemiştir, bu [Yusuf] da yalancılardandır. Ve eğer onun [Yusuf’un] gömleği arkadan yırtılmış ise o [hanım] yalan söylemiştir, o [Yusuf] da doğrulardandır.”

Artık ne zaman ki o [Yusuf’un efendisi], onun [Yusuf’un] gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördü, “Şüphesiz bu, siz kadınların fendinizdendir. Gerçekten de sizin fendiniz çok büyüktür. Yusuf! Sen bundan vazgeç. Kadın! Sen de günâhın için bağışlanma dile. Şüphesiz sen hata edenlerden oldun” dedi. (Yusuf, 25-29)

Yusuf ilk olayda gömleğin gerçeğin üzerinin örtülmesi için kullanıldığını öğrenmişti. Bu olayda ise gömleği arkadan yırtıldığı için hanımın suçlu olduğu ortaya çıktı. Yani, gerçek ortaya çıktı. Bu durumda Yusuf, yırtık gömleğin gerçeklerin ortaya çıkması anlamına geldiğini öğrendi.

Şimdi üçüncü gömlek olayına bakalım:

O [Yusuf] dedi ki: “Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun, o, ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş hâle gelir, derbederlikten kurtulur. Ve bütün ailenizi bana getirin.” (Yusuf, 92-93)

Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, onu [gömleği] onun [Yakub’un] yüzüne koydu, hemen ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş hâle geldi. “Ben size demedim mi, ben Allah’tan sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi. (Yusuf, 96)

Yakub, Yusuf’a olan hasretinden dolayı çok sıkılmaktadır. Ayetlerdeki anlatımlar Yakub’un sıkıntıdan dolayı psikolojik olarak rahatsızlandığını göstermektedir. Yusuf, “şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun, o, ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş hâle gelir, derbederlikten kurtulur” der. Yusuf da babası da gömleğin gerçeklerin üzerini örten olduğunu bilmektedir. İkinci gömlek olayında Yusuf, gömleğin yırtılmasıyla gerçeğin ortaya çıktığını görmüş ve öğrenmiştir. Burada Yusuf’un babasına gönderdiği gömleğin yırtık bir gömlek olması gerektir. Yırtık gömleği gören Yakub, gerçeğin ortaya çıktığını, Yusuf’un hayatta olduğunu, Yusuf’un ilk gördüğü vizyonun gerçekleştiğini anlamıştır. Bu bilgi onu hastalığından ve sıkıntısından kurtarmıştır. Ve şöyle demiştir: “Ben size demedim mi, ben Allah’tan sizin bilmediklerinizi bilirim”.

Aziz’in Karısı

Yusuf’un kardeşleri Yusuf’a duydukları kıskançlık ile onu bir kuyuya bırakmışken bu seferde yanında yetiştiği ailenin hanımı şehvet tutkusu ile Yusuf’tan yararlanmak ister. Yusuf bu durumdan kurtulmuş ancak Aziz’in karısı onu hapse attırmıştır.

O [Aziz’in karısı]: “İşte, bu gördüğünüz, beni hakkında kınadığınızdır. Ant olsun ki, ben bunun nefsinden yararlanmak istedim de, o namuslu davrandı. Yine ant olsun ki, kendisine emrettiğimi yapmazsa, kesinlikle zindana atılacak ve kesinlikle aşağılığa uğrayanlardan olacaktır” dedi. (Yusuf, 32)

Aziz’in karısı Yusuf’u hapse attırdıktan 5-10 yıl sonra hükümdar tarafından çağrılır:

O [hükümdar]: “Yusuf'un nefsinden murat almaya kalktığınız zaman durum ne idi?” dedi. Onlar [kadınlar]: “Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmedik” dediler. Aziz’in karısı da: “Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Onun nefsinden ben murat almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır. İşte bu, onun [Aziz’in karısının]*, ıssız bir yerde Benim ona hainlik etmediğimi ve kesinlikle Allah’ın hainlerin hilesine kılavuz olmadığını bilmesi içindir.- Ve ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz ki nefis, şiddetle kötülüğü emredendir. Ancak Rabbimin esirgediği kimse müstesnadır. Şüphesiz ki, Rabbim çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir” dedi. (Yusuf, 51-53)

*“Aziz’in karısı” ibaresi tarafımızdan eklenmiştir.

“Onun nefsinden ben murat almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır”. Yusuf’u zindana attıran Aziz’in karısı, hükümdarın karşısında herşeyi bütün çıplaklığı ile anlatır.

Ne olmuştur da Aziz’in karısı dönmüş ve gerçekleri anlatmıştır?

Ayetin burasında Rabbimiz bir parantez açar; “İşte bu, onun [Aziz’in karısının], ıssız bir yerde Benim ona hainlik etmediğimi ve kesinlikle Allah’ın hainlerin hilesine kılavuz olmadığını bilmesi içindir” der. Bu ayette Allah’ın, “Benim ona hainlik etmediğimi…” demesi, Aziz’in karısının gerçekte Rabbine yönelen biri olduğunu, ancak şehvetine kapılarak tüm bunları yaptığını göstermektedir. Allah’ın “Benim ona hainlik etmediğimi… bilmesi içindir demesi ise Aziz’in karısının şehvet duygusuna galip gelip gerçekleri gördüğünü göstermektedir.

Bu anlatımı onaylayan bir şekilde Aziz’in karısı savunmasını yapar; “ben nefsimi temize çıkarmıyorum” diyerek, Yusuf’un boş yere hapis yatmasında suçlu olduğunu söyler. “Şüphesiz ki nefis, şiddetle kötülüğü emredendir” diyerek, yaptıklarını şehvetine uyarak yaptığını belirtir. “Ancak Rabbimin esirgediği kimse müstesnadır” diyerek, yaptıklarının farkına vardığını ve pişman olduğunu belirtir. Ki bu tevbe etmektir. “Şüphesiz ki, Rabbim çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir” diyerek, bağışlanmayı umduğunu belirtir. Allah Aziz’in karısının da Rabbidir, onu da eğitmektedir, öğretmektedir. Bu itiraftan sonra Aziz’in karısının hapse girmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Ailenin Kavuşması

Yusuf’un kardeşleri babalarının Yusuf’a duyduğu sevgiyi kıskanarak onu kuyuya atmışlardır. Yusuf Suresi 8-18 ayetleri kardeşlerin plan kurmalarını, Yusuf’u babalarından istemelerini ve kuyuya atmalarını anlatmaktadır. Bu sırada kardeşler kafirlerdendir/gerçeğin üzerini örtenlerdendir. Ancak kardeşler geçen yıllar içinde değişim yaşamıştır. Şimdi bu değişimi görelim:

Aradan geçen onlarca yıldan sonra, kıtlık günlerinde erzak almak için Yusuf’un yanına giderler. Yusuf bu sırada Mısır hazinelerine hükümdardır. Yusuf onları tanır ama onlar Yusuf’u tanımaz. Yusuf, erzaklarını verdikten sonra küçük kardeşlerini getirmelerini aksi taktirde bir daha erzak vermeyeceğini söyler. Kardeşler, küçük kardeşin kendilerine verilmesini babalarından isterler:

O [babaları] dedi ki: “Etrafınız kuşatılmadıkça; hepiniz çaresiz kalmadıkça onu bana kesinlikle getireceğinize dair Allah'tan bir taahhüt vermedikçe, onu kesinlikle sizin ile birlikte göndermem.” Onlar, ona [babalarına] teminatlarını verince, o [babaları] “Bu söylediklerimize Allah, vekildir [belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayandır]” dedi.

Ve dedi ki: “Ey yavrularım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah’tan hiçbir şeyi sizden gideremem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben sadece ona sonucu bıraktım. Artık sonucu bırakanlar da sadece O’na sonucu bırakmalıdırlar.” (Yusuf, 66-67)

Yakub der ki; “Etrafınız kuşatılmadıkça; hepiniz çaresiz kalmadıkça onu bana kesinlikle getireceğinize dair Allah'tan bir taahhüt vermedikçe, onu kesinlikle sizin ile birlikte göndermem”. Bunun üzerine kardeşler, verdikleri sözün doğruluğuna dair Allah üzerine yemin ederler. Geçen onlarca yılda kardeşler de değişim yaşamış, kafirken, Allah’ı sözlerine kefil tutacak kadar imana gelmişlerdir. Yakub’da çocuklarına güvenini göstererek bu yemini kabul etmiştir. Yakub, “Ey yavrularım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin” diyerek küçük kardeşe başkalarından gelecek zararı önlemeye yönelik bir tedbiri çocuklarına nasihat etmiştir.

Kardeşler babalarının nasihatına uyarak şehre girmişler, erzaklarını almışlardır. Ancak Yusuf kardeşini yanına almak için onlara bir oyun oynayarak hükümdarın su tasını küçük kardeşinin torbasına saklamış, sonra da kabın çalındığını söyleyerek kafileyi durdurtmuştur. Bunun üzerine kafiledekiler:

Onlar [kafile]: “Allah'a yemin ederiz ki, kati surette, siz de bildiniz ki, biz yeryüzünde [burada] kargaşa çıkarmak için gelmedik. Biz hırsızlar da değiliz” dediler. (Yusuf, 73)

Burada da kardeşler hırsız olmadıklarına dair Allah’a yemin etmişlerdir. Ancak su kabının küçük kardeşlerinin torbasından çıkması üzerine Yusuf, küçük kardeşi yanında alıkoymuştur; kafileyi ise serbest bırakmıştır. Kardeşler bundan önce Yusuf’a yaptıklarından dolayı babalarının kendilerine inanmayacağını bilmektedir.

Artık ne zaman ki ondan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda aşırı gittiğinizi bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık arzdan [buradan] ayrılmam. Ve O [Allah], hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık yaptı. Biz de ancak bildiğimize şahitlik ettik. Ve biz görülmeyenin, duyulmayanın, sezilmeyenin bekçileri değiliz. Hem içinde bulunduğumuz kente ve içlerinde geldiğimiz kervana sor. Ve şüphesiz ki, biz kesinlikle doğru kimseleriz.” (Yusuf, 80-82)

Küçük kardeşleri alıkonulduktan sonra kafile bir kenara çekilerek kendi arasında konuşmuş, kardeşlerden büyük olan; “Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık arzdan [buradan] ayrılmam. Ve O [Allah], hüküm verenlerin en hayırlısıdır” diyerek yine Allah’a olan imanını ifade etmiştir.

Kafile daha sonra Yakub’un yanına gelerek durumu anlatmış, Yakub onlara inanmamış ve onları geri göndererek Mısır’da kalan kardeşleri geri getirmelerini istemiştir. Mısır’a geri dönüp Yusuf’un yanına varan kardeşlere, Yusuf kendini tanıtmış ve bir zamanlar yaptıkları kötülüğü onların yüzüne vurmuştur. Bunun üzerine kardeşler:

Onlar dediler ki: “Allah’a yemin olsun, Allah seni gerçekten bize üstün kıldı. Ve biz gerçekten hatalılar idik.” (Yusuf, 91)

O [Yusuf] dedi ki: “Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun, o, ayıplanan, dalga geçilen hastalıktan kurtulmuş hâle gelir, derbederlikten kurtulur. Ve bütün ailenizi bana getirin.” (Yusuf, 93)

Yusuf kardeşlerle birlikte bütün ailenin yanına gelmesini istemiştir. Daha sonra kardeşler babalarının yanına dönerek Yusuf’un yaşadığını haber vermişlerdir.

Dediler ki: “Ey babamız, bizim için günâhlarımıza bağışlama dile. Şüphesiz biz hatalılar idik.” (Yusuf, 97)

Yaşadıkları tüm bu olaylardan sonra hatalı olduklarını bütün çıplaklığı ile gören kardeşler babalarına “bizim için günâhlarımıza bağışlama dile” demişlerdir.

O [Yakub] dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O çok bağışlayıcının, çok merhamet edicinin ta kendisidir.”

Ne zaman ki onlar Yusuf’un yanına girdiler, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, [bağrına bastı, yanına aldı ve “Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin!” dedi.

Ve anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine yükseltti. Ve hepsi boyun eğip teslimiyet göstererek [O’nun]* için yere kapandılar. Ve o [Yusuf]: “Babacığım, işte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hak kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediği şeye armağan vericidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir.” (Yusuf, 98-100)

*Mealde “onun” olan ifade, tarafımızdan “O’nun” olarak değiştirilmiştir.

Yusuf’un yanına gelenler sadece anne ve babası değil, Yusuf’un isteğine uygun olarak kardeşlerle beraber bütün bir ailesidir. Hepsi boyun eğip teslimiyet göstererek O’nun için yere kapandılar”. Onlarca yıl boyunca yaşananlardan sonra bütün bir aile Allah’a secde ederek yere kapanırlar. Allah herkesin olduğu gibi tüm kardeşlerinde Rabbidir. Yusuf’u kuyuya bıraktıklarında kafirlerden olan kardeşler zaman içerisinde yaşadıkları değişimle Allah’a iman etmişlerdir. Ancak sure boyunca kardeşler hiç “Rabb” kelimesini kullanmamıştır. Bu da kardeşlerin henüz Rabbin, nimetlendiren, eğiten, öğreten, yarattıklarını belirli bir programa göre bir takım hedeflere götüren olduğunun bilincine varamadıklarını göstermektedir.

100. ayette secde edip yere kapandıktan sonra, Yusuf babasına hitaben bugünkü birlikteliklerini Rabbe borçlu olduklarını anlatan ve Rabbi yücelten bir konuşma yapar; “Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediği şeye armağan vericidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir”. Boyun eğip teslimiyet gösterek yere kapandıktan sonra Yusuf’un yaptığı Allah’ı yücelten bu konuşma da tüm ailenin Allah’a secde ettiğini göstermektedir.

NOT:

Yusuf’un ilk gördüğü vizyonu anlatan ayet şöyle idi:

Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, şüphesiz ben on bir yıldız, Güneş ve Ay’ı gördüm; onları bana boyun eğip teslimiyet gösterirlerken gördüm” demişti. (Yusuf, 4)

Bu ayette “bana” kelimesinin olmadığını düşünüyoruz. Bizce ayet şöyle olmalıdır:

Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, şüphesiz ben on bir yıldız, Güneş ve Ay’ı gördüm; onları boyun eğip teslimiyet gösterirlerken gördüm” demişti. (Yusuf, 4)

100. ayette bu vizyonun açıklaması yapılmıştır. Buna göre:

Ve anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine yükseltti. Ve hepsi boyun eğip teslimiyet göstererek O’nun için yere kapandılar. Ve o [Yusuf]: “Babacığım, işte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hak kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediği şeye armağan vericidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir.” (Yusuf, 98-100)

Yusuf, “İşte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hak kıldı” dedikten sonra vizyonun tevilini yapmıştır. “Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu”.

4. ayette Yusuf, güneş, ay ve on bir yıldızın secde ettiğini görmüştür. Buna göre sizi çölden getirmekle” cümlesindeki “siz”, Yusuf’un babası, annesi ve kardeşleridir. Yusuf 4’e göre bunlar on bir yıldızdır. Beni zindandan çıkarmakla” cümlesindeki “ben” Yusuf’tur. O da 4. ayete göre aydır. Tüm bunları yapan Allah ise vahiy ile yapmıştır. O da güneştir. Buna göre; güneş, ay ve yıldızlar Allah’a secde etmişlerdir.

Yazıyı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz

Son Güncelleme: Cuma, 23 Eylül 2011 19:25
 

Image Gallery

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün20
mod_vvisit_counterDün57
mod_vvisit_counterBu hafta195
mod_vvisit_counterGeçen hafta476
mod_vvisit_counterBu ay1333
mod_vvisit_counterGeçen ay3707
mod_vvisit_counterToplam19555

We have: 2 guests, 1 bots online
Bugün: Şub 23, 2012